03.06.2016

YEŞİLÇAM: Kuyu

Paranın bozdurulup bozdurulup harcanması gibi, bir senaryonun birkaç detayının değiştirilip tekrar tekrar çekildiği tarihlerde çekilmiş özgün bir film; stüdyolarda çekilen “plastik” melodramların aksine ruhsuz olmayan, gerçekçi bir film. Kısıtlı bütçesine rağmen Metin Erksan’ın bir gazete haberinden esinlenip özenle yarattığı bir film: KUYU.

“Sinema sanatı; anlam ve kavram olarak şöyle tanımlanabilir: İnsan’ı öğrenmek, düşünmek, bilmek, anlamak, tanımlamak, çözümlemek, yermek, övmek. İnsan’ı içinde bulunduğu politik, ekonomik, toplumsal, ruhsal vb. ortamların, çıkmazların, çelişkilerin, karşıtlıkların bilincine vardırmak. İnsan’ın dünya düzeninin hem koruyucusu, hem de değiştiricisi olduğunu irdelemek. İnsan’ı tüm gereksinmeleri, içgüdüleri ve düşünceleri içinde incelemek, araştırmak, tanımlamak, algılamak, düşündürmek, konuşturmak.” (Metin Erksan)

Aynı burada dediği gibi Erksan, bu filminde de insanı, daha doğrusu ‘kadını’ temel alıyor. Belki de Metin Erksan’ın en kişisel filmi olan, bu sebeple en az bilinen filmlerinden biri olan Kuyu, bir kadının bakışıyla, ataerkil toplumda yaşamın güçlüklerini ve ‘birinin malı olma’nın eziyetini anlatıyor. Filmin ilk karesinde bir Kur’an ayeti görüyoruz: “Kadınlara iyilikle davranın.” Bu söz, filmin izleyicilere verdiği birincil mesaj.

Köyde annesi ve babası ile yaşayan Fatma, evlenmeyi reddettiği Osman tarafından dağa kaçırılır. Osman, Fatma’yı şiddetli bir tutku ile sevmekte, birlikte olmaları durumunda Fatma’nın da ona karşı iyimser bakacağını düşünmektedir. Bu düşünce ile Fatma’ya zorla sahip olur. Bu durum giderek artacak bir kinin tetikleyicisidir. Osman film boyunca iki kez jandarmalara yakalanır; ama Fatma’dan vazgeçmez. Fatma ise aile baskısı ile evlendirilecekken düğünden kaçar, başka bir adam ile dağlarda kaçak hayatı sürer. Jandarma bu kez, Fatma’nın isteyerek geçirdiği bu yolculuğa engel olur. Köye dönen Fatma, ailesi tarafından reddedilir. Ona bakacak kimsesi kalmamışken, Osman üçüncü kez dağa kaçırır Fatma’yı. Fatma, önce su içmek için indiği kuyuda tecavüzcüsünü taşlayarak öldürür, sonra da kendini asar.

Oyunculuklarını Nil Göncü (Fatma) -Kuyu, Nil Göncü’nün ilk filmidir. Bu film ile parlayan Göncü, üç filmde daha oynadıktan sonra ne yazık ki on dokuz yaşında bağırsak düğümlenmesi sonucu yaşamını kaybetmiştir- ve Hayati Hamzaoğlu‘nun (Osman), müziklerini Orhan Gencebay‘ın yaptığı Kuyu, Türk sinemasında “kadın” kavramını işlemesi, olayları bir kadının bakış açısıyla yansıtması açısından çok önemli bir yerdedir. Çünkü sinemamızda o zamana kadar bu konu bu denli işlenmemiştir. Bununla birlikte bu filme bir yol filmi, daha doğrusu bir kaçış filmi diyebiliriz. Fatma karakteri, film boyunca kaderinden kaçmaktadır. Kaçtıkça, umutlarının yok olması, hayallerinin körelmesi gibi içinde bulunduğu kuyu giderek derinleşir. En nihayetinde yaşamını sonlandırarak kuyuyu taşlarla örer.

1969 yılında 1. Altın Koza Film Şenliği’nde en iyi yönetmen ve en iyi film dahil beş ödül alan Kuyu, evliliğin bazen iki ruhu birleştirdiğini değil, ateşten bir çember olduğunu anlatan filmdir. Suyun hem günahlardan arındırdığı, hem de nefessiz bıraktığı bir film. Hani bazı ağaçlar, ayakları kayıp yere düşerse kırılmasınlar diye kabuklanır ya; bazı filmler de unutulmamak için derin, çok derin bir kuyudan adlarını fısıldar. Unutmayın bu filmi, izleyin ve unutmayın.