15.05.2017

Yeşilçam: Şaka ile Karışık

“ölecekmiş. ölmesin dedim!.. bir can kurtulsun dedim. bütün hayatımda ofsayt dediler; bir işe yaramaz, sümsük dediler. varsın yine desinler dedim. hayatımda bir defacık bir kız sevdim, onu da kaybedeyim dedim. hayatımda bir kerecik bir şey kazanacak oldum onu da kaybedeyim dedim. tek, bir can kurtulsun dedim.”

Yeşilçam’ın binbir surat aktörleri, aktrisleri kimlerdir? Sadece bir rolün altından kalkmaktan bahsetmiyorum burada. Oynadığı birbirinden farklı bir çok rolle akıllara kazınmış kişiler kimlerdir, onu soruyorum. Duygusal bir rolü de efsaneleştiren, bir komedi rolünü de aynı oranda efsaneleştirebilen kimler vardır. Şener Şen, Hülya Koçyiğit, Münir Özkul, son dönemleriyle Kemal Sunal, Adile Naşit, Müjde Ar, Tarık Akan… daha kimler kimler. Oyuncu yetiştirme konusunda becerikli bir sinemaya sahip olduğumuz aşikar. Becerikli oyunculara sahip bir sinemamız olduğu da aşikar. Peki tüm bu isimler arasında Sadri Alışık’ı nereye yerleştireceğiz? Komedi, absürt, duygusal vb daha bir çok rolün hakkını tek filmiyle bile verebilen bir adamı, sinema tarihimizin hangi penceresine yerleştirip, izleyeceğiz. Muazzam bir tirad becerisine sahip bir isim her şeyden önce. Ağzından çıkan her kelime, bir tür sihir gibi, sesiyle hayat bulduğu an büyülemeye başlıyor. Keza Münir Özkul da çok kıymetli bir isim bu konuda, ikisini rakip konumuna yerleştirmek salaklık olur, o yüzden ikisinin de Yeşilçam adına doldurulamaz bir yeri var bu konuda diyip geçelim. Sadece ses değil tabii, yüzünün her milimetrekaresine yayılan oyunculuğu da var Sadri Alışık’ın. Tüm bunları yan yana yazdığımızda, Sadri Alışık ismi gittikçe büyür gözünüzde. Ben, bu noktada bir adım geri atıp herhangi bir yere yerleştirmemeye karar verdim. Sadece izlemeye ve hayran kalmaya. Yeşilçam’a karşı duyduğum, şükran dolu sevgiyi bir de Sadri Alışık ismiyle süslemeye.

“sizler, hepiniz… hepiniz, hepiniz hakem olun abiler… yaa bu maç bee.. tıpkı bir maç. ama böyle hayat sahasında oynanıyor. oyuncuları bizleriz. topumuz da namusumuz, vicdanımız, insanlığımız.”

Hayatımızın bir yerinde, hepimiz “ofsayt Osman” tabirini duymuşuzdur. Bu tabirin çıkış yerindeyiz şu anda. Şaka ile Karışık filminde. Sene 1965, dilimize yep-yeni bir deyim kazandıracak filmin, yönetmen ve senarist koltuğunda Osman Fahir Seden yer alıyor. Başrol koltuğunda; ustaların ustası Sadri Alışık, eşlik edenler; Filiz Akın, Ajda Pekkan, Vahi Öz ve daha bir çok ünlü isim. İki Adanalı milyoner bir iddaaya tutuşur ve Ofsayt Osman’ın eline bir milyon para geçer. Aşk, emanet, para ve üçüyle de arası hiç iyi olmamış, kaybedenlerin kaybedeni, “ofsayt osman”. Kendi cümleleriyle anlatacak olursak “ofsayt nedir bilir misin sen? işte o benim! ömründe hiçbir işe yaramamış, bir baltaya sap olamamış bir hergelenin heykeli dikilse benim kalıbımı dökerlerdi.” Böyle bir Osman var karşımızda, öyle ki soyadı bile “ezik”. Talih rüzgarı ofsayt diye anılmaktan çok evvel tersten esmeye başlamış yani anlayacağınız.

“Bu film; yenik, ezik ve beceriksiz bir gencin hikâyesidir. Adı Osman’dır. Bütün ömrü boyunca hiç gol olacak bir iş yapamadığından Ofsayt Osman demişlerdi adına. Kazandığı birkaç kuruşla gününü gün etmesini iyi bilen, hayatı hep iyi tarafından görmeye çalışan; can düşmanını, kendisiyle alay eden ipsizi bile yürekten seven sevimli bir serseridir Osman. Ofsayt Osman, beceriksiz Osman…”

Filmin başındaki tanıtım kısmında böyle seslenir izleyiciye Hulusi Kentmen, hazırlar seyirciyi göreceklerine. Sonrasında yenilgiler tarihi başlar, talih rüzgarı kendisinden yana eser bir dönem, aşık olur, parası olur ama ofsayt olmaktan kurtulamaz. Kaybeder ama düşerken bir can kurtarmak ister Osman, hayattaki tek golünü atmak için para çalar. Bencillik yoktur bu hareketinde, pişmanlık yoktur, sadece bir can kurtarmak için harcanan çaba ve bu cana karşı gösterilen kıymet vardır. İki milyoner bir iddaaya tutuşur, bir milyon lirayı bir yoksulun eline tutuşturacaklardır, iddaa ise parayı harcayıp harcamayacağıdır. Paranın adresi Osman olur ve hikaye başlar. Beş kardeşin altıncısı olan Osman, bu parayla ne yapacaktır? (Altıncısı diyorum çünkü babası beşinci çocuktan sonra eşine bir daha doğurma der fakat talih bu, kimi nerde, nasıl bulacağı belli olmaz. Altıncı çocuk Osman olur ve daha anne karnındayken ilk ofsaytına düşer. Kardeşleri tarafından hor görülür, aşağılanır.) Eline para geçtikten kısa bir süre sonra, kardeşi hasta olan ve intihar etmek üzere olan Filiz’le tanışan Osman, Filiz’e tutulur ve ikisinin de hayatı geri dönüşü olmayan bir şekilde değişmeye başlar. Aşkın en büyük gücü, sadece bir kişiye tutulmakla kalmamanızda yatar, onun sevdiklerini de seversiniz artık, onun derdini dert edinirsiniz. Filiz’in kardeşinin durumunu öğrenen Osman, yenilgilerin Napoleon’u Osman, hayatının tek golünü bu çocukla atmak ister. Elindeki parayı çocuğun Amerika’da ameliyat olabilmesi için harcamaya karar verir.

“Seni gördüğüm zaman içimde böyle bişeyler oldu. konuşmayı beceremem ama, anladın dimi? Canımsın be. Güneşimsin, havamsın. Yani bu ağzımdaki izmarit yok mu be işte onun gibi benimsin be. Yani buramdasın be. Sen hayatımın tek golüsün yani.”

Basit hesapları olan, basit bir adamın, bir miktar para ile birlikte bir anda değişen dünyasına, hüznüne ve kaybedişlerine kamerasını çeviren Osman F. Seden, yerli sinemanın en güzel ürünlerinden birini bizlere sunuyor. Bunu hiç sıkmadan, bir an bile ne izliyorum ben dedirtmeden, hatta ve hatta bazılarımıza finalinde “goool bee” diye bağırtacak kadar dolu-dolu bir anlatımla sunuyor. Matematiğini öyle iyi kuruluyor ki filmin, tüm olaylar birbirini izlemesi gerektiği sıra ile, olması gerektiği hali ile gerçekleşiyor. İzlerken bu nasıl oldu veya niye oldu dediğiniz tek bir an bile olmuyor. Tıpkı gerçek hayat gibi sinemanın da tesadüfleri olabilir fakat bunu metin üzerinde yapmaktan çok, çekim anında gerçekleşebilecek tesadüflere bırakmak en iyisi. Yani metni kurarken sayılarla da iyi bir iletişim kurmak en doğrusu. Osman F. Seden hem senarist hem de yönetmen olarak, matematiği en iyi şekilde kullanıyor. Bol tiradlı başrole ise en uygun ismi, Sadri Alışık’ı yerleştiriyor.

Yazının finali, aynı zamanda filmin de finali olsun o halde…

“ben, ben osman. ofsayt osman. söyleyin be… allah rızası için söyleyin. gene mi atamadım golü ha? bu da mı gol değil be? gol mü?”