18.09.2017

Yeşilçam: Şekerpare, Yerli Bir Müzikal

Yerli Bir Müzikal: Şekerpare

 

“İstanbul’un günah yeri Galata, milletin işi gücü avanta

Galata’nın dört bir yanı kerhane, kerhanede kadın satan salhane”

 

Dünya sinemasının kıymeti en çok bilinen, izlenmesi en keyifli yapımlarıdır müzikal yapımlar. Filmin kendi bütünlüğü bir başına, bir kenarda dururken, bir de müzikleri vardır sizi kendisine bağlayan. Çoğu zaman anlatılan hikayeyle uyumlu, onu takip eden tarz da bir müzikal sahneye kim hayır diyebilir ki! Moulin Rouge, (2001) Fiddler on the Roof (1971) West Side Story  (1961)  Singin’ in the Rain (1952) ve son dönemi kasıp kavuran La La Land (2016) bunlar benim ilk başta aklıma gelen ve herkesin az çok fikir sahibi olup sevdiği müzikal filmler. Müziğin bu filmlere yaptığı katkının büyüklüğünü herkes onaylayacaktır sanıyorum.

Peki dünya sinemasında pek çok örneğini gördüğümüz müzikal yapımların, Yeşilçam tarihimizde de örnekleri yok mu, elbette var. Gelin hep beraber, yerli müzikallerimizin en güzel ürünlerinden birine; Atıf Yılmaz’ın, 1983 yapım Şekerpare filmine gidelim.

 

Tüm Yeşilçam Ustaları Bir Arada

 

“Bu bekçi çok dangalak, hem de sırsıklam salak

40 yıllık Galata’yı, aklınca yola koyacak”

 

Atıf Yılmaz gibi bir ismin yönetmen koltuğunda oturduğu filmin senaryosu o dönemler henüz kalfa olan ve günü geldiğinde usta olacak olan Yavuz Turgul‘a ait. Filmin yapımcısı ise Ertem Eğilmez. Sinemamızın üç büyük ismini kamera arkası kısmında bir araya getiren film, oyuncu kadrosu olarak ise; dev isimlere sahip; Sinema tarihimizin gurur kaynaklarından Şener Şen (Komiser Ziver), Yaprak Özdemiroğlu (Şekerpare), İlyas Salman (Cumali) Ayşen Gruda (Peyker) ve Şevket Altuğ (Hurşit). Şener Şen’in oyunculuk olarak en iyi oyunculuklarından birini sergileyip sürüklediği film, geri kalan isimlerin de onun altında kalmaması ile izlemesi müthiş keyifli bir hal alıyor.

 

Tiyatro Kültürümüzün Devamı

 

“Yüreğini kaptırmışken bekçi başına, sevdiğine kız istemek geldi başına”

 

Yapı olarak tiyatro kültürümüzün bir temsilcisi konumunda olan film, çekildikten sonra birkaç kez tiyatroya uyarlanması ile de nereden beslendiğini iyice ortaya koyuyor. Nitekim birçok tiyatro ürünümüzle benzer kabadayı tiplemesi, saf-kurnaz (Karagöz-Hacivat, Cumali-Ziver) karşıtlığı ve müzikal anlamda da sunduklarının (filmi ,tiyatro alanındaki vodvile yaklaştıran kısımlar ve tiyatromuzdaki koro eklenmesine sürekli başvurulması) benzerlerini tiyatro kültürümüzün de içinde bulabiliyoruz. Aynı tabloya sıkı sıkıya sadık bir başka yapım ise; Yedi Kocalı Hürmüz. Bu iki yapımın, tüm tiyatro temsilleri birbirinden güzel. En basit oyunculuklarla yola çıkanı bile kendini izletebiliyor.

 

“Komiser Ziver çok kurnaz, kafanı işlet biraz

oğlan uyur kız uyanık. o biçim gerdek olmaz.”

 

Cumali; fakir, namuslu ve asayişi bozduğunda kendini dahi içeri attırabilecek şekilde görevine sadık bir bekçidir. Karakolun komiseri Ziver ise üçkağıtçı, düzenbaz ve yalancı bir tiple karşımıza çıkar. Zengin kayınbabasının desteğini arkasını alıp Galata’yı soyup soğana çeviren Ziver, kayınbabasının evlatlığı kendisinden hamile kalınca onu Cumali’ye vermek ister. Temelini bunun üzerine kuran ve ilerleyen film, katılan yan tiplemeler, sürekli akan bir senaryo ve dur durak bilmeyen neşesi ile çok keyifli dakikalar vaat ediyor.

Komedi adına yıllar içinde büyük bir gerileme yaşadığımız çok aşikar. Tamamen argo söylemlere, kaba küfürlere ve içi boş, birbirinin aynı tiplemelere dayalı ürünlerin sayısının bir hayli arttığı şu günlerde, Şekerpare henüz izlemeyenler için zamanında ne güzel ürünler çıkartmışız demek. İzleyenler içinse, güldürü adına bir daha nefes aldırmak için bir kenarda durup bekliyor. Kaba, anlayış olarak kıt ve vücuda eklenen kıl miktarınca güldürünün amaçlandığı, bir tür toplumun aynasını çiziyoruz imajı yaratmaya çalışılıp güldürmeye çalışan birçok yapımı atın çöpe bugün açıp Şekerpare’yi izleyin kendinize. Ustaların ustası Şener Şen, iki ayakla birden kapı kırılıp nasıl baskın yapılırmış onu göstersin size. Naifliğin, tiyatro kültürümüzün, nasıl hala güldürdüğünü açıp görün gözlerinizle.

 

“Al tekke ver külah, her zaman sökmez

bu tatlı masal da, burada bitmez”