25.07.2016

Yeşilçam: Yılanların Öcü

yılanların öcü

Fakir Baykurt‘un yazdığı üçlemenin ilk kitabı olan Yılanların Öcü, 1962 yılında Metin Erksan tarafından senaryolaştırılıp filme alındığında birçok sansüre takılmıştır. Daha gösterime girer girmez Tarsus’ta, Erzurum’da ve Niğde’deki sinemalarda öfkeli bir takım kitlelerce protesto edilmiş, film esnasında “kahrolsun komünistler!” “Gürsel’i istismara kalkışanlara karşıyız! ” şeklinde sloganlar atılmıştır. Ancak dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel‘in Çankaya Köşkü’ndeki özel gösterimden sonra “Filmi çok beğendim. Memleketin bize kapalı kalmış gerçekleri çok güzel aksettirilmiş.  Köylerimiz hakikaten böyledir. Hatta gerçek buradakinden çok daha acıdır” deyip onay vermesi üzerine film, nispeten daha az sorunla karşılaşır. (Yine de Ankara’da gösterime girdikten  sonra olaylar çıkar. Fakir Baykurt, Ulus Sineması’nda gösterime katıldığında koltuklar kırılmış, afişler yırtılmış, olaylar giderek büyümüştür.) Tümüyle reddedilmekten, günümüzde bir başyapıt olarak tanımlanmasına kadar çok farklı süreçlerle anabileceğimiz Yılanların Öcü, tek cümleyle ‘Türk sinemasında toplumsal gerçekçiliğin ilklerinden biri olan bir köy dramıdır.’

Yaşlı annesi Irazca (Aliye Rona), karısı Hatçe (Nurhan Nur) ve üç çocuğu ile küçücük toprağını ekerek yaşamını sağlayan yoksul köylü Bayram’ın (Fikret Hakan) huzuru, evinin önüne köy kurulunun baş üyelerinden Haceli (Erol Taş)’nin, Muhtar’ın (Ali Şen) da desteği ile ev yapmak istemesiyle kaçar. Evlerinin önüne ev yapılmasını asla istemeyen aile, Haceli ve muhtarla apansız bir mücadeleye girer.

yılanların-öcü

1963’te verdiği bir röportajında Metin Erksan “Cesaret meselesini ele aldım. Müşküllerimizin çözülmesini istiyorsak, baskının her türlüsüne aldırmayıp, umutsuzluğu bir kenara çekip, yasaların tanıdığı hakları sonuna kadar kullanmamız gerektiğini belirtmek amacını güttüm” demiştir. Metin Erksan‘ın bu söylediğini filmin sonunda Irazca’nın Kara Bayram’a “yürü, hükümete gidiyoruz, hakkımızı arayacağız” demesiyle de bütünleştirebiliriz. Metin Erksan mücadeleyi vurgularken, Şerif Gören‘in  1985’te yeniden çektiği film bu sert mizaçlı filme göre çok daha ılımlıdır.

Kişisel ve toplumsal haklar konusunda ayrıksı bir duruş sergileyen Erksan, özellikle mülkiyet konusunun vahametini göstermeye çalışmıştır. Filmde ezilen ve ezen, iyi ve kötü, haklı ve de haksız gibi ikilemler birbiri içine geçmiş, klasik iyi kötü mücadelesinin dışına çıkılmıştır. Irazca karakteri her ne kadar ezilmiş köylünün kadın sesi olsa da, o da hakkını ararken çoğu yerde bencilce tavır sergilemiştir. Erol Taş’ın canlandırdığı Haceli karakteri romanda çizilenin aksine yumuşak başlıdır; bundan dolayıdır ki filmde asıl kötü karakter Haceli değil, Haceli üzerinden ortalığı karıştıran muhtardır. Film boyunca en ufak yönetim birimi olan “muhtarlık” üzerine ağır bir eleştiri hakimdir.

Metin Erksan’ın mülkiyet üçlemesi’nin ( Yılanların Öcü – Susuz Yaz – Kuyu) ilk filmi olan Yılanların Öcü, öncelikle Metin Erksan‘ın üstün sinema dili ve yönetmenliğiyle, daha sonra ders niteliğindeki oyunculuk performansları ile (özellikle Aliye Rona), müzikleriyle (Yalçın Tura) ve gerçeklere cesurca yaklaşımı ile geçmişten bugüne Türk sinemasının yüz akı filmlerinden biri olmuştur.