09.08.2017

Yönetmen Koltuğu: Abdellatif Kechiche

Fransa Sineması İçin Tarif Edilemez Bir Nimet

Tunus asıllı Fransız yönetmen Abdellatif Kechiche, Fransa sineması için varlığı tarif edilemez bir nimet. Zira sinemasıyla Fransa’da yaşayan göçmenlerin varlığını, onların yaşayışlarını, aşklarını, büyümelerini, hayallerini perdeye yansıtan bir isim o. Ayrıca bugüne kadar yarattığı beş uzun metraj filmiyle bu durumu asla politik, didaktik, sıkıcı bir dille yansıtmamış olmasıyla da takdir toplamalı. Kechiche, Arap asıllı Fransız vatandaşların ya da göçmenlerin yaşayışını tüm renkleri, kıskanılası aşkları, kibirden, süsten uzak, samimi hayat tarzlarıyla perdeye yansıtarak, Fransız entelektüellerin tersine işleyen yaşamlarının karşısına konumlandırmayı ustalıkla başarmıştır. Öyle ki sadece bir aşk ve büyüme hikâyesi olarak okunan son filmi La vie d’Adèle bile görmek isteyene bu konuda çok önemli nüveler sunan bir etkiye sahip.

Çocuk yaşta geldiği Fransa’da hayatını drama eğitimi almak gibi kendisi için biçilmiş kaftan bir yolu adımlamaya başlayan Kechiche, önce birçok oyun sahneye koymuş sonra da beyaz perdeye olan kalıcı ziyaretini oyunculukla başlatmış biri. Oynadığı filmlerdeki başarılı performansını ödüllerle de taçlandırmayı başarınca kendini daha iyi tanımış olacak ki bu yeteneğini kamera arkasında şahlandırabileceğini anlar. Ve 1982’de başladığı oyunculuk kariyerini 2000 yılında çektiği La faute à Voltaire ile yönetmenliğe taşımış, sonrasında da bu yolda karar kılarak başarılara imza atmıştır.

 

Gösterişten Uzak Bir Sinema Anlayışı

Kechiche, Fransa sinemasının cinsellik olarak en cesur filmlerine imza atmıştır her daim. Özellikle son filmi La vie d’Adèle ile bu durumu birçok kesimin tepkisi ile karşılaşma pahasına sınırların ötesine kadar zorlayan yönetmenimiz, bana kalırsa çoğu yönetmenin isteyip de cesaret edemediğini gerçekleştirmiş oldu. Onun sinemasının cinsellik konusunda elini korkak alıştırmamasının yanında elbette ayırt edici birçok meziyeti var: Üzerine uzun uzun konuşulacak derinlikteki bol diyaloglu sahneleri, adeta bir teşhirci misali oyuncularını santim santim inceleyen yakın ve uzun plan sekansları ve genelde sabır isteyen süreleri onun sinemasının en ayırt edici yanlarıdır.

Tüm bu meziyetlerinin yanında asla es geçilmemesi gereken noktalarından biri ise gösterişten, kusursuzluktan değil de doğallıktan yana anlayışı olsa gerek. Kechiche, bir karakterin yemek yerken lokmaları kusursuz çiğneyişini değil dişlek dişli ağzının içini gösteren, çenesine kadar bulaşan yemek artıklarına odaklanan ya da ağlayan bir karakterinin inci tanesi gibi süzülen gözyaşını değil de ağzının içine kadar giren sümüğünü gösteren bir anlayışı benimser. Onun sinemasındaki gibi samimi ağlamaları, ateşli tartışmaları, iştahlı yemek yemeleri, katıksız gerçek cinselliği görmek çok zordur kuşkusuz. Son olarak kapı aralamak istediğim bir diğer konu ise onun üstün meziyetiyle alaşağı edilen, yaşam tarzları ve anlayışlarıyla yerden yere vurulan, komik duruma düşürülen üst orta sınıf Fransız hayatlarını izlemenin verdiği müthiş haz olmalı.

Kechiche, hiçbir filminde bunu yapmaktan çekinmemiş, yer yer dozunu arttırmaktan da asla imtina etmemiş bir gözü karadır aynı zamanda. Bir yandan filmlerinde odak noktası yaptığı hayatları tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken ucundan, kıyısından o hayatlara teğet geçen, değen ama o hayatları bazen büyük sarsıntılara gebe bırakan üst orta sınıf Fransızları da hedefinden boş göndermez. Şimdi diler misiniz az da olsa kafanızda canlandırmaya çalıştığım bu sinemaya filmlerle daha yakından bakalım.