14.11.2017

Yönetmen Koltuğu: Aki Kaurismäki

Zulme ve Adaletsizliğe Karşı “Yak Bir Sigara!”

“Umut olmadığı zaman artık kötümserliğinde bir anlamı yoktur.”

Aki Kaurismäki

Yukarıdaki sözlerin sahibi 1957 Orimattila doğumlu, Finlandiyalı yönetmen Aki Kaurismäki, gazetecilik okuduktan sonra yönetmen olan abisi Maki Kaurismäki’nin filmlerinde oyunculuk ve senaryo yazarlığı yaparak sinema dünyasına adım atar. Film derneklerinde çalışmalarda da bulunan Kaurismäki, 1981 yılında bir belgesel film ile yönetmenlik kariyerine de çok geçmeden başlar. O günden itibaren soluksuz bir üretim sürecine giren Kaurismäki, gittikçe ülkesinin sınırlarını aşarak tüm dünyaya adını duyuran, birçok festivalde boy gösterip ödüllere boğulan isim olmayı başarır. Şu an Finlandıya’nın tartışmasız en iyi, Avrupa’nın da sayılı isimlerinden biri olan bu nevi şahsına münhasır yönetmenimiz anlatmakla bitmeyecek denli de renkli bir kişiliğe ve özgün bir sinemaya sahip.

Filmografisini genelde üçlemeler üzerinden şekillendiren Kaurismäki’nin tamamlanmış iki üçlemesinin yanında devam eden son üçlemesi de vardır.

İşçi (Proletarya) Üçlemesi

*Varjova Paratiisisa (Cennetteki Gölgeler) – 1986

*Ariel – 1988

*Tulitikkutehtaan Tyttö (Kibritçi Kız) – 1990

Leningrad Cowboys 

Kısa ve uzun metrajlardan oluşan daha geniş bir seçki.

Finlandiya Üçlemesi

*Kouas Pilvet Karkaovat (Sürüklenen Bulutlar) – 1996

*Mies Vailla Menneisyyttö (Geçmişi Olmayan Adam) – 2002

*Laitokoupungin Valot (Alacakaranlıktaki Işıklar) – 2006

Mülteci Üçlemesi

*Le Havre (Umut Limanı) – 2011

*Toivan Tualla Pualen (Umudun Öteki Yüzü) – 2017

*…

Ülkesiyle oldukça büyük derdi olduğu her filminden açıkça anlaşılan Kaurismäki, sivri dilini, alaycı tavrını konuşturmaktan asla imtina etmez. Birçok açıdan refah düzeyinin yüksek olduğunu düşündüğümüz Finlandiya’yı Kaurismäki filmlerinden tanımak bambaşka bir izlenim. Zira asla üst sınıfı odağına almayan (bu sınıfı odağına almayı bırak onlara diyalog bile yazmayı düşünemediğini söyler Kaurismäki) hatta yakınlarından bile olsa da kamerayı geçirmeyen, adeta onları görünmez kılan Kaurismäki, alt sınıfın yaşadığı hayat üzerinden bu sınıfın varlığına sebep olan devlet sistemini ve bu sistemin tüm aygıtlarını ifşa eder, yerden yere vurur. Tüm bunları yaparken de gözünü budaktan sakınmayan, dilini korkak alıştırmayan, cesaretiyle kendine hayran bırakan bir isim. Bunda elbette en keskin görüşlü modern yönetmenlerden biri olmasının da payı var. Kaurismäki‘nin filmlerinde karakterlerine sürekli sigara içirmesinde bile sigarayı çok sevmesinin yanında Finlandiya hükümetinin koyduğu sigara yasaklarını protesto etme amacı var. Her yakılan sigara ile aslında bir nevi karakterlerine bir slogan attırır diye düşünebiliriz pek tabii.

“Aslında New York Film Festivali’ni severim. Benim boykotum ABD hükümetine. Abbas’a giriş izni verilmediğini duyduğumda elimde biletimle havaalanındaydım. Düşündüm ki eğer Amerikan hükümeti İranlı bir sinemacıyı istemiyorsa, o zaman bir Finli’yi de istemez. İstenmediğim bir yere gitmemi beklemiyorsunuz herhalde?”

Aki Kaurismäki

Yukarıdaki sözlerinden de anlaşılacağı üzere Kaurismäki’nin derdi sadece Finlandiya ya da Avrupa değil. Kaurismäki, haksızlığın olduğu her yerde tepkisini ortaya koymaktan çekinmeyen, gözünü budaktan sakınmayan bir isim. Yaptığı tek protesto festivale gitmek de değil elbet. 2003 yılında Geçmişi Olmayan Adam filmi Oscar’da Yabancı Dilde En İyi Film ödülüne aday gösterilmesine rağmen törene savaş halindeki bir ülkeye gitmek istemediğini belirterek katılmadı. Bir sonraki filmi Alacakaranliktaki Işıklar da Finlandiya’nın aynı dal için adayı oldu. Kaurismäki ödülleri yine boykot etti ve adaylığı ABD Başkanı George W. Bush’un dış politikalarını protesto amacıyla reddetti

Retro Bir Dünyanın Hınzır Yaratıcısı

Yalın ve disiplinli bir anlatımı tercih eden Kaurismäki, süsten uzak bir sinema anlayışını benimser. Oyuncularından da bu sadeliği isteyerek asla rol yapmamalarını, fazlasıyla ifadesiz oyunculuklar talep eder. Zaten profesyonel oyuncularla çalışmayı da bu yüzden talep etmez. Takıntılı bir şekilde birçok auteur yönetmen gibi aynı oyuncularla çalışmayı tercih eder yıllardır. Kati Outinen ise onun asla vazgeçemediklerindendir.

Karakter yaratımında ise spesifik bir karakter yaratmaktansa daha genel hatta tüm Finlandiya halkını bünyesinde taşıyabilecek karakterler çizer. Böylelikle filmlerini izleyen seyircinin hepsinin kendinden bir şeyler bulmasını sağlamak ister. Aynı zamanda karakterlerinin bazı yönlerini de çok ortak oluşturur. Mesela genelde başkarakterler ya orta sınıftan gelir ama alt sınıf ile bir şekilde buluşur ve hayatı olumlu yönde değişir. Ya da alt sınıftan bir karakter üst sınıfa geçmeye çalışır ve hayatı tepetaklak olur. Bu duruma da Kaurismäki’nin adalet kılıcı desek teşbihte hata yapmayız sanırım.

Oyuncu ve karakter yaratımında bu seçimleri yapan yönetmenimiz filmlerin zamanı konusunda da oldukça belirsiz bir durum ortaya koyar. Zamansız filmler çekiyor diyebileceğimiz Kaurismäki, özellikle bazı meta ve mekânlar kullanmaktan asla vazgeçmez. Klasik otomobil, transitörlü radyo, müzik kutusu, mukavva bavul, anakronik tarzda döşenmiş mekânlar… Tüm bunlar ve daha da fazlası Kaurismäki sinemasının vazgeçilmezlerindendir. Fakat bazen de tüm bu retro dünyanın içerisine günümüzden bir parçayı yerleştirerek karmaşa yaratmakta da üstüne yoktur bu hınzır adamın. Örneğin Juha filminde oldukça retro döşenmiş mutfakta sırıtan mikro dalga fırını fark etmemek ne mümkün.

 

Kaurismäki, bu başına buyruk tarzını müzik kullanımında da sürdürür hiç kuşkusuz. Filmlerinde oldukça fazla müzik kullanan yönetmenlerden biri olarak anabileceğimiz bu adam kimi zaman transitörlü radyodan kimi zaman bir plaktan, müzik kutusundan kimi zaman da sokak sanatçılarından duyduğumuz enfes müzikleri ile biz seyircileri ihya eder. İşte bu sebeple her filminin aynı zamanda bir albüm niteliği de taşımasını sağlayan Kaurismäki, tam da kendinden bekleneceği üzere belli bir türden beslenmez. 18. Ve 19. yüzyıl operaları, 19. ve 20. yüzyıl klasik senfoni, geleneksel folk şarkıları, pop, blues, rock, twist, punk ve daha niceleri… Tüm bu türlerden muhteşem müziklerle her an ihya olmamak elde değil kuşkusuz.

Tüm filmlerinde yönetmen, senarist, yapımcı olarak imzasını atan Kaurismäki, filmografisinden edebiyat uyarlamalarına da yer vermeyi ihmal etmez. Dostoyevski’nin ölümsüz eseri Suç ve Ceza’dan, Andersen’in büyük bir trajediden beslenen eseri Kibritçi Kız’dan Shakespeare’in başyapıtlarından Hamlet’e kadar birçok önemli eseri kendi tarzında uyarlayarak çok başarılı filmlere imza atar. Özellikle Kibritçi Kız, onunla anılan en önemli eserlerden biridir ne de olsa.

Sinemasıyla çokça Robert Bresson’a benzetilen Kaurismäki’yi izlerken benim aklıma özellikle mekân kullanımı, oyunculuk, teknik kullanımdaki sadelik, minimalizm gibi pek çok yönden Fransız yönetmen Jacques Tati’yi de hatırlatır. Süslü kamera oyunlarından, şova soyunan kurgudan, dramatizasyondan, gerilim ve heyecan dolu sahnelerden de özellikle kaçınır.