06.02.2018

Yönetmen Koltuğu: Alejandro Jodorowsky

4) La montaña sagrada (Kutsal Dağ) – 1973

‘’Bir peri masalıydı her şey ve gerçek hayata döndük; ama bu hayat gerçek mi? Hayır. Bu bir film. Kameraya bakın. Bizler hayal ürünüyüz.’’

Bu sözlerle karşı karşıya kaldığımız Jodorowsky’nin en baştan çıkarıcı filmi La montaña sagrada, zamansız bir simyacı hikâyesi. İsa temsili bir adamı tanımamızla başlayan film, simyacı ile yolların kesişmesiyle ölümsüzlük arayışına evriliyor. Simyacı ve gezegenleri temsil eden karakterleri tanımamızla devam eden film, saykodelik kültürün çizgisinden ise asla sapmıyor. Hatta film çekilirken Jodorowsky’nin film ekibi ile birlikte LCD kullanarak filmi tamamladıkları söylenmektedir.

Ustaları Bile Gölgede Bırakan Film

Ezoterizm konularına fazlasıyla kafa yorduğunu çok iyi bildiğimiz ve her filmine de bu konudaki düşüncelerini yediren Jodorowsky’nin, asıl özümsediği fikirleri ile bizleri buluşturmasını bu filme sakladığı ayan beyan ortadadır. Zira filmde alchemist (simyacı) karakterine de kendisinin hayat vermesi bu durumu destekliyor. Gerçek hayatta da kim bilir ölümsüzlüğün peşinden koşan Jodorowsky, filmde bunu hayata geçiriyor belki de.

Jodorowsky’nin kült mertebesine erişen bu başyapıtı, unutulmaz sahneleriyle kelimelerin kifayetsiz kalacağı sürrealist filmlerin babalarından kesinlikle. Luis Bunuel gibi ustaların yolundan giden yönetmenimiz, sürrealizm ile yaptığı dans konusunda boynuz kulağa geçer misali kimi zaman ustaları bile gölgede bırakmayı başarmıştır özellikle bu filmiyle.