06.02.2018

Yönetmen Koltuğu: Alejandro Jodorowsky

5) Santa sangre (Kutsal Kan) – 1989

Jodorowsky‘nin tüm filmografisinde karşımıza çıkan Oidipus kompleksi, Santa Sangre‘de bütün filme egemen oluyor. Biyografisini anlatan filmlerinden de anladığımız üzere gerçek hayatta despot bir baba ve naif bir anneye sahip olan Jodorowsky, filmlerinde de genelde bu durumu devam ettirmiştir. Lakin Santa Sangre’de Fellini’nin büyük memeli kadınlarından uzak, naiflik bir yana oldukça despot, intikamcı bir anne çıkmakta karşımıza. Bu kez Amarcord’a benzeyen kadın ise Fenix’in ailesini dağıtan ama aynı zamanda da ilk cinsel uyanışını sağlayan kadın olarak konumlanır filmde.

Bol Kanlı Bir Özgürleşme Hikâyesi

Jodorowsky‘nin gençlik yıllarında çalıştığı sirk hayatını mekân edinen filmde ebeveynler tarafından sürüklenen, kullanılan ve unutulan çocukların hikâyesi anlatılmaktadır. Fenix, bu durumun en büyük kurbanlarından biridir. İlk aşkı Alma’nın da bu konuda Fenix’den kalır yanı yoktur ne yazık ki. İşte Fenix ile Alma’nın zor da olsa ebeveynlerinden kopmalarını, özgürleşmelerini oldukça tüyler ürpertici, şiddetli ve bolca kanlı bir şekilde izlemek zorunda kalıyoruz. Akıl hastaneleri, sanrılar, rüyalar, esir alınan ruhlar, zapt edilen uvuzlar, satılan bedenler… Neyse ki her şeye rağmen Alma ile Fenix’in saf ve temiz ruhları onları özgürleştiriyor tüm zorluklara rağmen.

Jodorowsky bu filminde yine bedensel eksikliğe, engellere, maskeli ya da beyaza boyalı yüzlere, anlamsız konuşmalara yer verirken bu kez bir adım daha öteye giderek dilsiz-sağır karakterleri ile dilin de bedenin, görünüşün de anlamsız olduğunu, geriye kalan tek doğru şeyin ruhlarımız olduğunu belki de diğer filmlerinden çok daha yüksek sesle söylüyor. Fenix’e hayat veren Jodorowsky‘nin büyük oğlu Axel Jodorowsky‘nin özellikle kollarını üstün bir performansla kullanması bakımından fazlasıyla takdiri hak ettiğini de söylemeden edemeyeceğim.