03.01.2018

Yönetmen Koltuğu: Andrey Zvyagintsev

5) Nelyubov (Sevgisiz) – 2017

Zvyagintsev’in şimdilik son filmi olan Nelyubov, aynı zamanda sinemasının hikâyelerinin kaynağı, doğup büyüdüğü topraklara bağlı olduğu göbek bağından yavaş yavaş kurtulduğu filmi de aynı zamanda. Bir önceki filmi Leviafan nedeniyle Rus hükümetinin ve geniş bir kesimin ona cephe alması sonucu Zvyagintsev, devlet desteği almadan tamamen yabancı desteklerle filmini yaratır.

Zvyagintsev yine bir aile çözümlemesine girişiyor; hem de en sertinden bir çözümleme bu. İlk filminden itibaren takıntılı olduğu kaybolma mevzusuna daha derinlemesine dalan filmde bu kez yönetmen derdini anlatmak için çatışmasını filmin başkarakteri olacakmış gibi bizlere yansıttığı Alyosha’yı kaybederek yaratıyor. Üstelik bu kaybolma konvansiyonel sinemada olduğu gibi ipuçlarını takip ederek sonuca ulaşılan cinsten olmuyor elbette. Zvyagintsev, Michelangelo Antonioni ustanın başyapıtı L’avventura’daki ya da Asghar Farhadi’nin başyapıtı Darbareye Elly’deki gibi bir bilinmezliğe sürüklüyor bizleri. Nasıl ki L’avventura’da Anna veya Darbareye Elly’de Elly anlam veremediğimiz bir bilinmezliğe gidiyorsa Alyoşa’nın durumu da tıpa tıp aynıdır. Zaten bu üç filminde meselesi kaybolan karakter ve onun bulunması değil arkada kalan karakterlerin kendi aralarındaki ilişkiyi veya bizzat kendilerini sorgulamalarıdır. Bu nedenle sıkı bir takip gerektiren ve her anı sürprizlere, heyecana gebe olan bir kayıp aranıyor filmi beklentisine giren seyirci için tam bir hayal kırıklığı olacaktır  Nelyubov.

Alyosha’nın kaybının üzerinden arama sürecinde yaşanılanların Rusya’nın devlet kurumlarının işleyişinin geldiği noktayı gözler önüne sermesi açısından oldukça çarpıcı bir resim ortaya koyuyor. Tıpkı Darbareye Elly’de Elly’nin aranması sürecinde İran’ın şeriat rejiminden dolayı yaşanılan sıkıntıları ele alması gibi. Kaybolan bir çocuğu bulma noktasında bile mesnetsiz kalan devletin zavallılığının yanına Zvyagintsev’in her filminde hedef tahtasından inmeyen Hıristiyanlık kurumu da payına düşeni fazlasıyla almakta.

Devlet kurumunun hedef tahtasına oturtulduğu Nelyubov’da bireyler ortaya konulan resmin neresindedir? İşte belki de filmin en gerçekçi ve oldukça sert olmasının en büyük sebebi buradaki seçimde yatıyor. Zira Zvyagintsev, bireyleri gereksiz bir masumlaştırma hamlesine girmeden ortaya koyarak biz seyircileri de tarifi mümkünsüz bir umutsuzluğa zerk ediyor.

Buz gibi hikâyesine eşlik eden seyircinin kanını donduran soğuk renkleri ve yine artık Zvyagintsev’nin alametifarikası olan seyirciyi adeta büyüleyen plan sekansların cazibesi filmin başarısındaki en önemli etkenlerden. Senaryonun cazibesine sinematografinin muhteşemliği eklenmeseydi çok eksik bir film olabilirdi belki. Zira Zvyagintsev’in yarattığı atmosfer, hikâyenin tamamlayıcı unsuru olarak filme hayat sağlayan ana damarlardan birini üstlenmekte. … Zvyagintsev, filmografisinin en iyisine ya da iyilerinden birine imza atmıyor belki ama yine boğazımıza oturan, sarsıcı bir film ile bizleri buluşturuyor.

Filmin detaylı eleştirisine buradan buradan ulaşabilirsiniz.