10.11.2017

Yönetmen Koltuğu: Costa-Gavras

Politik Sinemanın Yıkılmaz Kalesi “Costa-Gavras”

12 Şubat 1933, Yunanistan doğumlu olan Costa-Gavras için politik sinemanın yıkılmaz kalesi demek eminim ki yanlış olmayacaktır. Yıkılmaz çünkü 1965 yılında Compartiment tueurs / Caniler Treni filmiyle sinemaya adım attığından bu yana canla başla var olan düzene, haksızlıklara, vicdansızlıklara ve siyasal erk’e kafa tutan sayılı yönetmenlerden biri o.

Constantinos Gavras 1965 yılında başladığı sinema serüvenine hâlâ devam etmekte ve şimdiye kadar yirmi filmin yönetmen koltuğunda yer aldı, bunlardan dokuzunun da senaryosunu kendisi yazdı. Onu dünyaya tanıtan film olan Z (Ölümsüz, 1969) ile de dünya görüşünü, hayata karşı tutumunu, siyasi düzene başkaldırışını sinema izleyicisine gösterdi. İnsanı odağına alan kamerasını korkusuzca aramızda gezdiren Costa-Gavras, insana dair ne varsa göstermeye, insanın derdini anlatmaya ve ezilenlerin yanında yer almaya devam ediyor.

İşte Costa-Gavras’ın akıllara kazınacak beş filmi:

(filmler yapım yıllarına göre sıralanmıştır)

Z / Ölümsüz – 1969

“Gerçek olaylarla, sağ ya da ölü olsun gerçek kişilerle olan benzerlikler tesadüfi değildir. Her şey kasıtlıdır.”

Filmin girişinde yer alan bu ifadeler, anlatılanlarla tarihi bağları arasında doğrudan bir ilişki kurmamızın beklendiğinin göstergesidir. Film, bir polis şefinin, topluma zararlı olan kişilerle ve özellikle de solcularla mücadele etmek gerektiğini anlatan konuşmasıyla açılır. Sağcı hükümet emrinde çalışan bu polis iktidarın sözcülüğünü yapmaktadır elbette. Z‘de yönetmen, solcu bir vekilin yapacağı bir toplantı ve konuşma öncesini ele alarak başlar sözlerini dile getirmeye. Daha ilk dakikalardan aslında “sol”un neyle karşı karşıya olduğunun altını kalın çizgilerle çizer Gavras.

Milletvekilinin ölmesi, olayı araştıranların başına gelenler, karartılan deliller, savcının durumu derken filmle kurduğumuz empati bizi hasta edecek kadar yakındır tarihimize. Costa-Gavras’ın filmlerine hâkim olan belgeselci titizliği, tabii ki Z filminde de dimdik karşımızdadır. Soruşturma derinleştikçe olayın bir kaza değil, örgütlü bir cinayet olduğunu ortaya çıkar pek tabii ki. Savcı, iktidarla sağcı çetelerin işbirliklerini fotoğraflarla ve tanıklıklarla kanıtlar. Askeri yetkililer ve polis şefleri sanık olarak mahkemeye çağrılırlar. Bu biraz umut tanecikleri serper izleyenin yüreğine ancak filmin finali adeta “rüyaya dalıyorsanız hemen uyanın” uyarısı gibidir.

Savcı görevden alınır, olayın önemli tanıkları art arda ölürler, olayı takip eden ve gazeteye yansıtan gazeteci ise, resmi belgeleri yayımlamak suçundan hapse atılır.

Filmin bitişinde ise perdede bir yazı belirir. Askeri yönetimce yasaklanan her şey izleyicinin gözü önünde akar, yönetmenin jenerik tercihi farklıdır yani.

Yasaklananlar ise şöyledir: barış hareketleri, grevler, sendikalar, erkeklerin saçını uzatması, The Beatles, pop müzik, Sofokles, Leo Tolstoy, Aeschylus, Socrates’ın eşcinsel olduğunu yazmak, Eugène Ionesco, Jean Paul Sartre, Çehov, Mark Twain, Samuel Beckett, sosyoloji, uluslararası ansiklopediler, özgür basın, modern matematik.

Yıllar sonra ülkenin cumhurbaşkanı olacak olan ve olayı hükümet adına soruşturan savcının, ölümünü araştırdığı milletvekili Gregoris Lambrakis’i simgeleyen ve “direniş ölmedi ya da Lambrakis yaşıyor” anlamına gelen “Z” harfinin perdeye yansımasıyla biter film. Bu da gerçeklere ve belgelere Costa-Gavras yaklaşımı olarak tarihe geçer.

Filmin akıldan çıkmayacak finali:

12345