06.12.2017

Yönetmen Koltuğu: Cristian Mungiu

Cannes’nın Vazgeçilmezi

Romanya Yeni Dalgası’nın en önemli isimlerinden olan Cristian Mungiu, 1968 Yaş, Romanya doğumlu. Önce İngiliz Edebiyatı sonra ise film yönetmenliği okudu. Yönetmenlik kariyerinden önce öğretmenlik ve gazetecilik yapan Mungiu, ilk filminden itibaren Cannes Film Festivali’nin radarına girdi. Her filmiyle Cannes Film Festivali’nde övgülere ve ödüllere layık görülen Mungiu, 2013 yılında festivalinin jürisinde de yer alarak iyiden iyiye rüştünü ispatladı.

Romanya sinemasının en önemli birkaç isminden biri olan Mungiu, ülkesinde son yıllarda sinema adına yapılan kaliteli işlerin en önemli mimarlarından kuşkusuz. Her ne kadar ülkesinde yeterince değeri bilinmese, filmleri çok az salonda gösterim şansı bulsa da o, düşünmekten de yazmaktan da çekmekten de asla bir an bile hayıflanıp, şüpheye düşmedi bugüne kadar. Zira Mungiu’nun anlatacak hikâyeleri oldukça çok ve hikâye varsa onu anlatmak gerektiğine inandı her daim.

 

Yol Ayrımında Kalan Karakterler

“Yönetmenler bildikleri hikâyeleri anlatmalılar. Bu yüzden Hollywood’da değil, Romanya’dayım.”

Cristian Mungiu

Peki, nereden gelir bunca hikâye? Mungiu, hem Romanya’nın demir perde ile yönetildiği Çavuşesku zamanlarını hem de sosyalizmin yıkılmasından sonra gelen zamanları da yaşayan bir isim. Her iki dönem açısından da çok bir şeylerin değişmediğini görür. Ne de olsa Çavuşesku döneminde geçen hikâyeleri ile günümüzde geçenler arasında çok da bir fark yoktur aslında.

Tüm filmlerinin temelini gitmek ile kalmak arasındaki ince çizgide buluşturan Mungiu, en başta kendisi bu yol ayrımında hep kalmayı seçenlerden olur. Zira anlatmak istediği hikâyeleri tam da o topraklardadır. O zaman onun yeri de hikâyelerini anlattığı yerdir. Occident’daki Luci, Sorina, Jerome ya da Dupa dealuri‘daki Voichita ile Alina, Bacalaureat’daki Eliza… Hep gitmek ile kalmak arasında boğuşan karakterlerdir. 

Umut Hep Var

Hikâye anlatmaktaki titizliğini, diyaloglarda, kamera kullanımında da fazlasıyla gösteren Mungiu, uzun plan sekanslarıyla ve milimetrik ayarlanmış kamera açılarıyla tanınır en çok da. Özellikle 4 luni, 3 saptamâni si 2 zile filmindeki kadraj açıları kusursuzluğa oynar adeta. Geneli küçücük kapalı mekânlarda geçen bu filmde özellikle tasarladıkları bir aparat ile filmin çekimini tamamlanır. Milim milim kamera açıları ayarlandığı gibi mümkün oldukça kesmelere başvurulmaz.

Genel itibariyle müzik kullanmayı tercih etmeyen Mungiu, görüntülerin diline öylesine hakimdir ki müziğin hilesinden medet ummaz asla. Mavi ve yeşil rengin baskın olduğu, soğuk atmosferde geçen filmlerinin sonunda illa bir umut ışığı yanar. Bu Mungiu’nun umudunu sonunda hep bir şekilde yaşatan filmlerini kronolojik sırayla konuşacak olursak: