06.12.2017

Yönetmen Koltuğu: Cristian Mungiu

1) Occident (Batı) – 2002

Mungiu, ilk uzun metrajı olan Occident’da başlar ülkesinin trajik durumunu sinemasına yansıtmaya. İlk sahne ile Romanya’nın arka sokaklarında başlarız yolculuğumuza. Daha jenerik akarken filmin anlatacağı meselenin sinyalleri verilir aslında. İkiye ayrılan tren rayları… Sorina ile Luci’nin evlerinden atıldıkları için yolları ayrılır ve bu yol ayrımında iki karakterin karşılaştıkları kişiler ve olaylarla Romanya’da yaşanılan hayatların bir özeti sunulur. Sorina mücadele etmekten yorularak Avrupalı bir adamın evine, Luci ise hâlâ ümidini diri tutarak yine kendisi gibi çırpınan bir karakterin arkadaşlığına sığınır. Fakat bu iş arkadaşının da ailesinin zoruyla Avrupalı birinin kanatları altına sığınmak zorunda olması iki tarafta da yaşanılan çaresizliği gözler önüne serer.

Romanya artık ne eski jenerasyonda ne de yenisinde umudun karşılığı olamaz. Kurtuluş –aslında çok da farklı olmayan- Avrupa’da aranır. İş bulmanın, bir aile kurmanın ya da en temel ihtiyaç olan barınmanın artık mümkün olamadığı bir ülkede isteklerin, arzuların değil de zorunlulukların olduğu hayatlar karşılar bizleri. Üstelik Mungiu, filmin ne başında ne akışında ne de finalinde ufacık da olsa umudun hâlâ var olduğuna dair bir işaret vermez ne yazık ki. Her ne kadar en çok hemhal olduğumuz üç karakterin zaman zaman çırpınmasına, hayallerinin, aşklarının peşinden gitmesine çırpınmasına şahit olsak da hiçbiri –belki bu çırpınışta en çok Luci ikna edici olur- nihayete erişemez.

Mungiu, bu ilk deneyiminde sonraki filmlerinde kullanmayı tercih etmeyeceği bir kurgu oyununa girer. Daha sonra icra edeceği sinemasında her ne kadar lineer akan hikâyeleriyle bizleri buluştursa da Occident’da sürekli ileri ve geri hamlelere başvurur. Bir nevi iki geri bir ileri hamlelerle yerinde sayan ve bir türlü saplandığı bataktan kurtulamayan ülkesinin durumu ile özdeşlik kurmak ister sanki. Ve asla mutluluğa erişemeyen üç karakteriyle –ve hikâyelerini dinlediğimiz diğer karakterlerle- ne Romanya’da ne de Avrupa’da mutluluğun olmadığı gerçeğini yüzümüze sertçe çarpmaktan geri durmaz. Gitmek mi kalmak mı? Sorusunun bâki kaldığı bu ilk deneyim eteğimize attığı yığınla soruyla veda eder biz seyircilere.