06.12.2017

Yönetmen Koltuğu: Cristian Mungiu

 

4) Dupa dealuri (Tepelerin Ardında) – 2012

Mungiu, 4 luni, 3 saptamâni si 2 zile’den sonra bir kez daha iki genç kadının öyküsüne bizleri ortak ediyor. Üstelik bu kez çok daha sert bir şeklide ilerleyen hikâye finalde de daha çarpıcı sona eriyor.

“Tanrı’nın evine başka dinden olanın girmesi yasaktır.” kapısında bu cümlenin yazılı olduğu manastırda seyreden film, yetimhanede birlikte büyüyen ve herhangi bir tanıma ihtiyacı olmayan bir sevgi/aşk ile birbirine bağlı Voichita ile Alina’nın hikâyesi. Bu karakterlerden biri özgürlüğü, aşkı seçmiş diğeri ise teslimiyeti ve ket vurmayı… Tahmin edileceği üzere de özgürlüğü ve aşkı seçen Alina, tüm filmi sırtlayan, sürekli fedakârlık yapan, mücadele eden konumunda. Voichita ise adeta seyircinin ondan nefret etmesine neden olacak şekilde Alina’nın çabalarına tepki vermeyen, parmağını bile kıpırdatmayan bir karakter.

Dinin temsili olarak karşımızda duran Voichita, adeta arkadaşının ve böylelikle özgürlüğün, aşkın mahvına sebep olan tepkisizliği, kabullenişiyle hem kendisinden hem de sürekli nedamet getirilmesini salık veren dinlerden de tiksinmemize neden oluyor. Tepelerin ardında, gözlerden uzak, ambulansın bile gelmediği bir yerde bağnazlık tüm arsızlığıyla hüküm sürmektedir. İçine sızan yabancıyı da bu bağnazlığı ile boğarak kurban vermekte sakınca görmez ne yazık ki. Burada Alina’nın tıpkı İsa gibi çarmıha bağlanması da oldukça manidar elbette.

Mungiu’nun bana kalırsa en umutsuz filmi olan Dupa dealuri, kasvetli atmosferi, hiçbir hünere başvurmayan kamerası – yönetmen bunun bilinçli bir tercih olduğunu söylemiştir-, siyah kıyafetleri, sürekli yağan yağmuru ve gök gürültüsü ile hayli zor bir seyir sunar. Görüntülerin akıllara özellikle Bir Zamanlar Anadolu’da filmini getiren Dupa dealuri, Cannes Film Festivali’nde hem senaryo ödülünün hem de En İyi Kadın Oyuncu (Cristina Flutur ile Cosmina Stratan) ödüllerinin sahibi olur.