15.08.2018

Yönetmen Koltuğu: Frank Capra

Benim Perdemden Capra Sineması

Tayfun Çidem

Sözünüzü kitlelere ulaştırmada sinema sanatı ihtişamlı yollardan biri hiç şüphesiz. Her sanat dalında olduğu gibi duyuları ve duyguları doldurmak, tatmin etmek, sezdirmek, empati gibi bireysel işlevlerinin yanı sıra kitleleri eğitme, tanıtma, sosyalleştirme, güdüleme gibi işlevleri de var fakat; görsel-işitsel, kurmaca bir dünya yaratması ve belirli bir zaman diliminde gerçeklikten uzaklaştırması bakımından en etkili olanıdır diyebiliriz.

Yönetmen tüm dış etkilerden uzaklaştığında kendi birikiminden ve kültüründen faydalanarak üst bir yaratıcı pozisyonuna yükselir. Burada her güç beraberinde getirdiği ağır bir sorumluluk taşır. Bu sorumluluk yaratıcının sözüdür veya daha net ifadesiyle bu sözü anlatma biçimidir. Biçim perdede canlanan dünyanın var olduğu birkaç saatlik zaman aralığında seyircinin alacağı mesajı iletmek zorundadır. İster biçim ister söz bakımından; Frank Capra, sinemanın dâhilerinden biridir benim gözümde. “Yediden yetmişe her nesilce sevilerek izlenen ölümsüz filmlerin yaratıcısıdır” demek de doğru olacaktır. Her filminde verdiği mesajların başında hayata karşı pozitif bakış, yaşam biçimlerindeki sadelikten gelen refah, sevginin gücü vardır. Filmlerinde alışılmış biçimde hızlı tempoyla akan bir serüven izlenir.

Genellikle kendi gibi milliyetçi duyguları güçlü, Amerikan rüyasını yaşayan ve ahlaki açıdan çökmüş ve hırsına yenik düşmüş kapitaller, idareciler ile savaşarak onları doğru yola getiren orta seviye Amerikan vatandaşı onun ana karakteridir. Bunun yanı sıra basının gücünü filmlerinde çokça dile getirir. Gazete manşetlerinin sıralandığı sahne geçişleri çokça kullanılır. Aslında Amerika onun için bir kurtuluş kapısıdır. Sicilya’dan ailesiyle çok zor şartlarda buraya göçmeleri ve burada ün sahibi olması bunda büyük bir etkendir. Büyük sinemacı John Ford, Capra’yı şu sözlerle anlatır: “Amerikan Rüyası’na inananların ilham kaynağı, büyük bir adam ve büyük bir Amerikan”

Frank Capra sineması genellikle gerçekdışı, hayalî bir dünya gibidir. Karakterler ve öykü bilindik ve günlük hayattan kopmuş gibi gözükse de olay akışı boyunca bunun aslında bu dünyaya uzak naif bir serüven olduğu fikri oluşur. En alakasız yerde dahi gizlenmiş basit bir espri, laf oyunu göze çarpar ve bir tebessümü peşinden sürükler. Bugün hala ölümsüz kabul edilen filmlerinin kaynağı da bu tebessümdür diye düşünüyorum. Hollywood’u açıklayacak tek bir kelime vardır “gergin”. Sözünü söyleyen Capra belki de bu gerginliği biraz olsun yumuşatmak için böyle bir üslup tercih etmiştir. Ayrıca yeni nesil yönetmenlerin farkını ortaya koymasının yolunun “trendleri takip etmek değil kendi trendini yaratmak” olduğunu söyler. Ekonomik bunalımların, savaşların olduğu bir dünyada karanlık bir salonda insanları mutlu sonlu peri masallarına götürdüğü için değerlidir.

Bir Sicilyalı Göçmen Çocuk

Asıl ismiyle Francesco Rosario Capra 18 Mayıs 1897 tarihinde Sicilya’nın günümüzde Palermo’ya bağlı Bisacquino kasabasında dünyaya geldi. 1903 yılında ailesiyle birlikte Amerika’ya giden göçmenlere katıldılar. Çok korkunç, fırtınalı bir gemi yolculuğuyla Atlantik okyanusunu geçip New York limanına geldiklerinde Capra henüz 6 yaşındaydı.

Fakat yolculuk burada bitmedi. Capra ailesi New York’tan Kaliforniya’da yaşayan ağabey Benjamin’in yanına gitmek üzere bir de tren yolculuğuna katlanmak zorunda kalmışlardı. Aç ve bir başlarına yabancı bir ülkede özgürlük ve fırsatlar uğruna bu yola katlandılar.

Küçük Frank bu ülkede bir yandan okudu bir yandan da ailesinin geçimine katkıda bulunmak için pek çok işte çalıştı. Gazete satıcılığı, temizlikçilik, genelevleri de içeren bir grup mekânda gitaristlik bu işlerden bazılarıydı.

 Klasikleşme Yolunda

Capra öğrenim gördüğü Kaliforniya teknoloji enstitüsünde tiyatro ile tanıştı ve burada ışıkla içli dışlı oldu. Bu kariyerinde ona önemli bir göz ve aşinalık kattı. Fakat sinemayla asıl tanışması askerliğini bitirip bir iş ararken tesadüfen alındığı John Ford’un The Outcasts of Poker Flat (Poker Evinin Dışlanmışları) filmindeki figüranlık görevidir. Ardından kısa metrajın hâkim dönemlerinde Ünlü Komedyen Harry Langdon için iki yüzün üzerinde sessiz kısa film çalışmasında yer aldı.

Yönetmen koltuğuna ilk oturduğu film ise 1926 yılında The Strong Man (Güçlü adam) olmuştur. Daha sonra Columbia Pictures ile çalışmaya başlayan Capra burada Columbia’nın büyümesiyle paralel olarak farklı şerit denemeler yapmış ve yönetmenlik becerisini geliştirmiştir.

Capra 1932 yılında “American Maddness” filmiyle Kara Perşembe ve ekonomik krizi eleştiren ilk büyük komedisini çekmiş oldu.

İkinci Dünya Savaşıyla birikte orduda görev alan Capra orduda da sinemayla ilgilenmiş. “Why we fight?“ (Neden Savaşıyoruz?) adlı bir dizi propaganda filminin yönetmenliğini üstlenmiştir.

Amerikan Rüyasının en büyük temsillerinden ve hayranlarından olan Frank Capra bugün dahi yedinden yetmişe herkesin severek izlediği unutulmaz ve ölümsüz filmlerin yaratıcısı oldu.

1947 / 4.Altın Küre Ödülleri / En İyi Yönetmen (Şahane Hayat)
1939 / 11.Oscar Ödülleri / En İyi Yönetmen (You Can’t Take It with You)
1939 /11.Oscar Ödülleri / En İyi Film (You Can’t Take It with You)
1937 / 9.Oscar Ödülleri / En İyi Yönetmen (Mr. Deeds Goes to Town)
1935 / 7.Oscar Ödülleri / En İyi Yönetmen (It Happened One Night)
1935 / 7.Oscar Ödülleri / En İyi Film (It Happened One Night)

3 Eylül 1991’de hayata gözlerini yummuştur.