15.08.2018

Yönetmen Koltuğu: Frank Capra

Mr. Deeds Goes to Town 

Longfellow Deeds isimli taşralı bir gence, hiç görüşme imkânı bulamadan kaybettiği amcasından 20 milyon dolar miras kalır ve Deeds mirası almak üzere New York’a gider. Amacı bu parayla iyi işler yapmak, yoksul insanlara yardım etmektir. Ne var ki Deeds kısa sürede durumun aslında kendi istediği gibi gitmeyeceğini ve gözü tamahkârlıkla kararmış insanlar tarafından kuşatıldığını anlayacaktır. Bu insanlardan biri de Daily Mail’den (Riskin ve Capra’nın “Meet John Doe”da da kullandığı tuttuğunu koparan gazeteci kadın karakterler benzer tabanda kurulmuştur.) Muhabir Babe (Jean Arthur) dir. Babe bana izlediğim esnalarda kurumda izlediğimiz ilk filmlerden olan “Roma Tatili”nden Joe Bradley’i ve Capra’nın bundan iki sene önce yaptığı filmi “It Happened One Night”ı hatırlatan bir şekilde Deeds ile -gazeteci kimliğini gizleyerek- birlikte zaman geçirmeye başlar. Gazeteye Deeds hakkında vereceği özel haberler karşılığı bir ay ücretli tatil kazanacaktır. Zaman geçtikçe Deeds ve Babe birbirlerine daha da yakınlaşırlar. Amcasının avukatlarından Cedar Deeds’den vekalet alarak paranın kontrolünü ele geçirmek istemektedir ancak başarılı olamaz ve Deeds Babe’in gazeteci olduğunu öğrenip büyük bir hayal kırıklığına uğrayarak onu bu durumlara düşüren bu parayı ihtiyacı olan insanlara dağıtma ve kasabasına geri dönme fikrine kapıldığında Cedar onun tuhaf davranışlarını ve bu fikrini kanıt göstererek akıl sağlığının yerinde olmaması gerekçesiyle tüm mal varlığına el konulması ve Deeds’in akıl hastanesine kapatılması istemiyle dava açar.

Capra “Amerikan Rüyası”nın bir ürünüdür. Yoksul bir çocukluk geçirdiği ve bir göçmen olduğu için bunu söylemek yanlış olmaz. Bu yoksul ve zor geçmiş çocukluk ve gençlik çağı Capra’nın sinemada söylediği “sözlerin” de temelini oluşturmuştur. Tüm bunları bir kenarda tutup aslında anlatmaya çalıştığına baktığımızda ise her nasıl bir eser sanatçısının aynası ise bu film de Capra’nın bir yansımasıdır. Hademelikten tedarikçiliğe pek çok farklı iş yapan; sokak sokak gazete satan bu Sicilyalı kanı hızlı çocuk, aslında tüm bunlardan yorgun düşmüş bir yetişkin olarak karşımıza çıkar. Deeds’in hırslara karşı verdiği ahlak mücadelesi de bunun bir parçasıdır. Deeds; dostluğun, şiirin, güzel bir ev yemeğinin paradan çok da önemli olduğunun farkında olan bir adamdır. “20 milyon dolarım var şimdi ne yaparım?” diye düşünmek yerine geride bıraktığı bando arkadaşlarının yeni bir tubacıyı nereden bulacakları konusunda endişelenen bir adamdır.

Amerika, Capra gibi göçmen bir çocuk için özgürlüğün, yeni başlangıçların ve fırsatların ülkesidir. Bunu hemen her filminde işleyen yönetmen bu filmde de özellikle Grant’in Mezarında Deeds ile Babe arasında geçen diyalogda bu mesajı net bir şekilde verir:

Babe: İşte bu. Grant’in Mezarı. Umarım hayal kırıklığına uğramamışsındır.

Deeds: Harika!

Babe: Çoğu Kişiye göre vasat.

Deeds: Ne gördüklerine göre değişir.

Babe: Sen ne görüyorsun?

Deeds: Büyük bir asker olacak Ohio’lu köylü bir çocuk görüyorum. Savaşa yürüyen binlerce (kahraman) erkek görüyorum. Kalbi kırık, teslim olan General Lee’yi görüyorum. Abraham Lincoln’ın dediği gibi “bir ulusun doğuşunu görüyorum.” Ve o Ohio’lu çocuğun başkan olduğunu görüyorum. Böyle şeyler sadece Amerika’da olur.

Film Frank Capra’nın üslubuna uygun şekilde devamlı bir hareket ve akıcılık içinde ilerler. Gary Cooper’ın Jean Arthur ile baş başa olduğu birkaç sahne dışında hep kalabalık planlar ile Deeds’in kuşatılmışlığı ve hızlanan ritme ayak uydurmakta zorlanışı etkileyici biçimde verilir. Kamera hareketleri oldukça sadedir. Kamerayı oyuncuya uydurmak yerine oyuncuyu kameraya karşı oynatmak çoğu sahnede tercih edilmiştir.

Elbette naif üslubunda espriler, umut, sevinç olduğu gibi hüzün de vardır. Özellikle bu filmde beni en çok etkileyen sahnelerden biri de Deeds’in malikânesinde gelen aciz yaşlı çiftçinin yemek yemeden önce elindeki pirzolaya baktığı ve “Birazını eve de götürebilir miyim?” dediği sahnedir. Bir babanın, evinde aç bekleyen ailesini göstermeden; seyircinin kafasında canlandırmasını sağlar.

Hikâyenin çözüm kısmı yani mahkeme duruşmasında Capra, güzel bir zıtlık uygulamıştır. Önce hararetle suçlamalar yapılır, tanıklar dinlenir, kanıtlar sunulur. Tüm bu süre boyunca Deeds yaşadığı onca haksızlık ve yanlış anlaşılma yüzünden suskundur. Zaten ne söylese çarptırılmıştır. Bu sürede salonda tek sesi çıkan davacı taraftır. Ön safta oturan gazeteciler “Bu iş bitti.” Dediklerinde seyirci de aynı şeyi düşünür. Sonra Babe’in de tanıklığı ve onu sevdiğini itiraf etmesi, salondaki yardım ettiği insanlar ve dostlarından gelen destekle güç bulan Deeds konuşmaya başlar ve bu sefer de az önceki durumun tam tersi şekilde Deeds ve dostları müthiş bir savunma yaparak Capra filmlerinin alışılmış umutlu ve mutlu sonlarından birini daha canlandırırlar.