15.08.2018

Yönetmen Koltuğu: Frank Capra

Arsenic and Old Lace

Türkçeye “Arsenik Kurbanları” olarak geçen “Arsenic and Old Lace” filmi bir Broadway oyunundan sinemaya uyarlanmış bir eserdir. -Joseph Kesselring’in bir oyunu olduğunu okuyorum şimdi- Geneli kapalı tek bir mekanda geçen tiyatrovari bir havası olan ve kara mizahın en başarılı örneklerinden biri hiç şüphesiz. Filmin başında “Brooklyn’de geçen bir cadılar bayramı öyküsü bu.” sözü film boyunca etkili gizemli, gergin havayı haber veren ve seyirciyi hazırlayan bir uyarıcı gibi. Hemen sonrasında bir adamın hiddetle, “senin kafanı koparacağım…” şeklinde başlayan bağırışını duyuyoruz. Bir beyzbol müsabakası olduğunu görüyoruz. İnsanların düşünen ve konuşan birer hayvan olduğu gerçeği üzerinde vahşi dürtülerimizi yöneltebileceğimiz ve tatmin edebileceğimiz alanlar icat edilmiştir. Spor aslında bu dürtüleri bastırmak için bir araçtır. Bu sahnede insanların sayıyı kaçıran oyuncuya hiddetlenerek sahaya atladıklarını ve bir anda ortalığın bir keşmekeşe dönüşmesini mizah dolu bir anlatımla izleriz. Bu bir yermedir aslında. Aynı mizah dolu anlatımı Capra eserlerinin tümünde gözlemleyebiliriz; çünkü esas olan hayatın her şeye rağmen yaşanılası olduğu mesajıdır. Usta yönetmen eleştirilerini dantel işleme altından seyirciye sunar. Görmek istemeyen bunları görmez. Bu bir tercih meselesidir.

Filmde Cary Grant’in oyunculuğuna hayran olmamak mümkün değil. Mimiklerini kullanışı, tavrı, konuşması ile harika bir iş çıkartmış. Sinemada alışık olmadığımız daha çok tiyatro kokan bir tarzı olduğundan kimilerince beğenilmediği de aşikâr.

Filmde Capra’nın gençliğinde Caltech’deyken çalıştığı tiyatroların ekmeğinin yendiği fikrine kapıldım. Orada sahne arkasında özellikle ışık ile içli dışlı olduğunu biliyoruz. Burada bir kara mizah örneği sunarken siyah-beyaz bir filmde özellikle, ışık-gölge oyunlarına çok önem verilmiş. Ölen insanların gömüldüğü bodrum katta Raymond Massey’in merdivenlerden inip Dr. Einstein ile konuşurken duvarda gölgesinin göründüğü sahne güzel bir örnek. Ve yine aynı şekilde Jonathan (Raymond Massey)’in eve ilk geldiğinde ürkütücü yüzüne daha da korkunç bir görünüm katan alttan verilen ışık detayları var.

Genel olarak baktığımzda Capra’nın şaheserleri arasında geri sıralara düştüğü fikrinde olsam da izlerken oldukça eğlendiğim bir film oldu. İyi hissetmek için izlenebilecek filmler listesinin ise üst sıralarında olduğu kesindir.

Lost Horizon

Capra’nın üslubunu farklılaştırdığı yegâne film. Başında da belirtildiği gibi ilk başta 135 dakika olarak çekilen ancak daha sonra 25 dakikası kesilen, orijinal kopyası zarar gördüğü için 1967’deki yenileme çalışmalarında bulunan eksiksiz ses kaydının ve dünyadaki diğer kopyalardan toplanan görüntülerin işlenmesiyle yine de 7 dakikalık bir kısmın eksik kalması sonucu filmden donuk kareler ve fotoğraflar ile tamamlanan bir eser. James Hilton’un romanından Robert Riskin’in kalemiyle senaryoya uyarlanmış filmde İngiltere Dış İşleri Bakanlığınca Çin’de patlak veren karışıklıklardan oradaki 90 İngiliz vatandaşını tahliye etmesi için gönderilen Robert Conway (Ronald Colman) in ve dört arkadaşının bindiği uçağın kaçırılması ve henüz haritalanıp keşfedilmemiş bir dağ dizisinde uçağın arıza yaparak çakılması sonucu efsanevi saklı şehir Şangri-La’yı bulmaları konu edilir. Benzer şekilde bir adaya düşen insanların hikâyesini anlatan “Lost” dizisinin de bu filmden ilham aldığı düşünülmektedir.

Aslında konu olarak çok aşina olduğumuz globalleşme ve medeniyetin insan ruhu üzerinde yarattığı tahribat hususunda irdelenen film; bende diğerlerinden farklı olarak klasikleşmiş ve bu yaşında dünyanın hala görece temiz olduğu zamanlarda çıkmış olması fikri üzerinde büyük bir etki yarattı.

Çekim açılarıyla baştan başa harika bir deneyim sunan filmde Capra’nın diğer filmlerinde görmeye pek alışık olmadığımız kamera hareketleri ve değişik açıları kullanması; ışığı ve detayları ön plana çıkarması; diğer filmlerine göre daha yavaş bir tempoda ilerleyen, Amerika’lı olmayan bir film gibi geldi bana.

Conway ile rahip’ in suç ve yasalar hakkında konuştukları sahnede Rahip “Bir suçluyu yaratan nedir?” sorusunu sorar. Açıklaması  ise üsluba tamamen uzak noktada Capra’yı yakalamamıza yarayan bir repliktir. “Yokluk, açgözlülük, kıskançlık… Her şeyin yeterli olduğu yerde suç olmaz.”