15.08.2018

Yönetmen Koltuğu: Frank Capra

Mr. Smith Goes to Washington

Bir izci lideri olan Jefferson Smith’in bulunduğu kasabada senatör adayı gösterilmesi sonucu Washington’a gidişi ve burada yaşadığı haksızlıklar sonucu senatoda davasını savunmak adına yaptığı destansı uzunluktaki konuşması konu edilir. Politikadaki usulsüzlüklere, iltimas ve torpillere karşı Capra kendi üslubuyla bir yerme yapmıştır. Film yönetmenin en başarılı filmlerinden biri kabul edilir. “Mr. Deeds Goes to Washington” filmiyle benzer tabanda yükselmiş bir hikâyeye sahiptir. İki filmde de milli değerlerine bağlı, yolsuzluktan uzak sıradan Amerikan vatandaşlarının başkente gidişi ve mücadele ederek sonunda kazandıkları görülür.

Amerika köklü bir kültür yetiştirmesine fırsat bulamamış bir ülke olduğundan toplumu birbirine yakınlaştıracak milli değerler icat etmesi gereken bir konumdadır. 90’lı yıllarda bu tarz filmler özellikle “Amerikalılık” ideolojisinin yayılmasında ve güçlenmesinde önemli yer oynar. John Ford’un Capra’yı “Büyük bir Amerikan” olarak tanıtmasının sebebi de budur esasında. Fakat Türkiye’de Amerika gibi dünya’ya zararı dokunan güçlü kapital-emperyalist ülkelere karşı haklı bir negatif tutum olması sebebi ile üzerine yazmam gereken bir diğer hususun; Capra’nın “Amerikalılık” düşüncesinin buna paralel gitmediği konusu olduğunu düşünüyorum. Capra için “Amerika” yeni fırsatların ve başlangıçların ülkesidir. Bir hocamın deyimiyle “Her ideolojinin bir ahlakı vardır”. Bu ahlak çöktüğü zaman neyi savunursak savunalım temelsiz olur. Capra Amerika’nın, liberal ahlakın toplum bazındaki eşitliğinde yükselebileceğine inanıyordu. Bu da fırsat eşitliği demektir.

Bir propaganda havası taşıyan filmde özellikle Smith’in Washington’daki müzeleri gezdiği sahnelerde Amerikan tarihine ait ve milli öğelerin tek tek ekrandan geçişi bir Amerikalı seyirci için etkileyici olsa ve gurur verici olsa gerek.