06.04.2018

Yönetmen Koltuğu: Ingmar Bergman

9)Höstsonaten / Güz Sonatı (1978)

Yedi yıl sonra tekrar görüşen bir anne ile kızın görüştükleri ilk günün gecesi boyunca geçmişleriyle yüzleşmelerini oldukça sarsıcı bir şekilde perdeye yansıtıyor Bergman. Eva ile Charlotte… Bir anne ile kızı… Eva’nın filmde söylediği gibi : “Bir anne ve kızı: Ne kötü bir kombinasyon” mu demeliyiz acaba?

Film, Eva’nın (Liv Ullmann) kocası tarafından bize tanıtılmasıyla başlar. Viktor bize Eva’dan gizli olarak ve bize bakarak tanıtır onu. Bergman, daha filmin başında seyircinin karakterlerle özdeşlik kurmasının önüne geçmek istemiştir böylece. Kameranın varlığının farkında olan karakter tarafından doğrudan bilgilendirilmemiz yabancılaştırmanın en keskin örneğidir ne de olsa. Fakat Eva’nın Viktor tarafından tanıtılmasının başka anlamları da vardır. Annesinin ağır yükü altında büyümüş ve biraz da onun tam tersi bir kişilik ortaya koymak istediği için kendine maske yaratmış biridir Eva. Yani Eva, tıpkı Persona filmindeki Jung’ın persona arketipinde bahsettiği gibi gerçek kendini oluşturamamış, kendisinden toplumun (burada toplumu sadece anne temsil eder) beklediği ya da doğru olarak dikte ettirilen bir maskeyi geçirmiştir. Zaten Viktor’un aktarımlarından da anlayacağımız üzere Eva, asıl kendisini tanımadığını düşünmektedir.

 

Eva’nın hayatı boyunca adeta boynuna tasma geçirilmişçesine onu boğan maskeden ancak annesiyle yani geçmişiyle yüzleşerek kurtulabilecektir. Bu nedenle her ne kadar annesini yanına çağırırken öyle bir niyeti olmadığını düşünse de aslında tek neden yüzleşmek ve hesaplaşmaktır. Yaban Çilekleri filmindeki Isak’ın nasıl kendisiyle ve hayatla barışabilmesi için ona geçmişi hatırlatacak yaban çileklerini, çocuklukta yaşadığı evi görmesi gerekiyorsa Eva’nın da maskesinden kurtularak özgür bir hayat yaşamasının tek yolu annesiyle yüzleşmesinden geçer. Oldukça sevecen karşıladığı annesini aynı günün gecesi köşeye sıkıştırarak eteğindeki taşları bir bir döken Eva, sürekli anlatır ve anlattıkça özgürleşir. Bu konuşmalar esnasında geçmişteki tüm sırların da bir bir ortaya dökülmesiyle kuvvetli karakter profilleri çıkarılabilir pek tabii.

Bergman’ın Bitmeyen Kavgası

Eva cephesinde durum bu iken Charlotte de elbette kendine göre nedenlerini açıklar, kendini savunur. Aslında mağdur olan sadece Eva değildir. Charlotte’de çocukluğunda aynı tarz ebeveynlerle büyümüştür en başta. Ayrıca aslında Charlotte, yapısı gereği asla evlenip çocuk yapacak, bir yere bağlı kalacak biri değildir. Fakat toplumun beklentileri ne yazık ki onu hiç uygun olmadığı hayatın içine sürüklemiştir. Ama bu mecburi rolleri Charlotte hiçbir zaman doğru bir şekilde yerine getirememiştir. Burada yine Persona filmini hatırlamakta fayda var. Elizabeth, bir çocuk istediği için değil toplumun onu kucaklaması için gereken son şartı yerine getirmek için doğurur. Fakat tıpkı Charlotte gibi devamını getiremez. Anneliği beceremez.

Bergman, tüm filmlerinde yaptığı gibi yine hiçbir karakterini yargılamaz, hüküm vermez. Ona göre Eva’nın durumu gerçekten üzücü olsa da bunun suçlusu Charlotte değil bunun suçlusu toplum beklentileri, genel geçer kurallar, dini hükümler ve daha niceleridir. Bu nedenle Bergman, her ne kadar kendini Eva’nın yakınında konumlandırsa da asla Charlotte’yi sanık sandalyesine oturtmak gibi bir amaç taşımaz. Bergman’ın kamerası adeta bir ayna gibi iki kadının arasında dolaşır. Birbirlerine ve kendilerine bakmalarını ister zira. Bergman’ın yakın plan yüz çekimlerinden kendini alamadığı çok az an olan filmde Viktor ile Helena, sadece bir nevi sahne geçişlerinde kısa esler verilmesi için kullanılan imgeler gibidir.

Birkaç sahne hariç tek mekânda geçen filmde tüm hararetli konuşmalar esnasında nefes alamananız öğrenilenlerin kasvetini daha da arttırır. Anne ile babasıyla büyük sorunları olduğunu bildiğimiz Bergman’ın neden bir baba oğul ya da anne oğul hikâyesi değil de anne kız hikâyesi tercih ettiğini ise tahmin etmek güç değil. Bergman birçok defa kadınların daha sinematografik olduğunu, onları daha rahat ve başarılı perdeye yansıtabildiğini dile getirmiştir. Son olarak Bergman’ın tüm filmografisinde olduğu gibi din arka fonda her daim varlığını (Viktor, papaz evi vs…) hissettirse de her zamanki gibi hiçbir etkinliğe sahip olamadığını görürüz. Din, Eva’nın iyileşmesine asla katkı sağlayamamış, aksine maskesini yüzüne daha da yaklaştırmasına yaramıştır. Böylece Bergman, din ile olan hiç bitmeyecek münakaşasına devam etmiştir.