06.04.2018

Yönetmen Koltuğu: Ingmar Bergman

5)Persona (1966)

Bergman’ın herkes tarafından tartışmasız bir şekilde başyapıtı olarak kabul edilen Persona, yine bir araya getirdiği kadınlar üzerinden ilerliyor. Tiyatro oyuncusu Elizabeth (Liv Ullmann), sahnede Elektra rolünü icra ederken aniden susar ve bir daha konuşmaz. Her türlü tetkik yapılan Elizabeth’de konuşmaması için herhangi bir neden bulunamaz. Zira Elizabeth, bile isteye susmayı tercih etmiştir. Bu nedenle yattığı hastaneden kafasını dinlemek için sakin, deniz kıyısında bir eve gider. Yanında da onunla ilgilenmesi için Alma(Bibi Anderson) isimli hemşire eşlik eder. Bergman, aynı evin içerisine koyduğu iki kadını bu kez sadece çatıştırmak ile kalmayacak bir süre sonra bu iki kadını tek bedende tek karakterde buluşturacaktır.

Film ile ilgili varsayımda bulunmadan önce persona mevzusunu biraz açmak gerekiyor. Zira Bergman tüm filmi bu persona üzerinden şekillendiriyor. İsviçreli Analitik Psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’ın arketiplerinden biri personadır. Antik Yunan tiyatro oyuncularının oynadıkları role göre taktıkları maskelerden ismini alan bu arketipe göre kişi kendini oluştururken toplumun belirlediği sınırlara ve kurallara göre kendine bir maske oluşturur. Hatta gerçekten de kendi benliğinin bu maske olduğuna inanır.

İşte büyük bir sessizliğe gömülen Elizabeth, daha fazla personasının altında saklanmak istemediği için, ondan beklenildiği gibi davranmaktan sıkıldığı, toplumun istediği şeyleri söylemekten tiksindiği için susar. Lakin bu susuş onu huzura erdiremediği gibi daha büyük bir buhrana sürükler. Zira Alma, onun gölgesi ile yüzleşmesine neden olur. Gölge yine Jung’ın arketiplerinden biridir: Kişinin yüzleşmek istemediği kötücül yanlarını temsil eder. Kimi insanlar bu gölgeleriyle yüzleşerek iyi yönleriyle kötü yönlerini bir arada eritmeyi bilir. Bazıları ise bu gölgelerini kabul edemedikleri gibi başkalarına yansıtırlar.

Tek Bir Yüz…

Elizabeth’i gölgesi ile yüzleştirecek olan Alma ise ilk başlarda Elizabeth’e hayran olan ve onun sessizliğini fırsat bilerek tüm sırlarını aşikâr eden bir kadın. Elizabeth ile Alma bu konuda tam da birbirlerinin aksine davranıyorlar. Alma, gölgesini kendi içinde eritmeyi bilmiş, hayattan beklentisi de makul, aza kanaat etmeyi bilen, hırslarına esir düşmeyen biri. Elizabeth ise tam tersi. İşte bu nedenle hayatının en önemli sırlarını bir defada Elizabeth’e anlatan Alma’ya karşılık Elizabeth asla böyle bir şeye yanaşmıyor. Onu gölgesi ile ancak Alma karşılaştırıyor. Elizabeth’in yerine gölgesini Alma anlatıyor. Zaten Alma, tüm film boyunca Elizabeth’in çıkmayı reddeden sesi oluyor.

Kendi gölgesiyle Alma sayesinde yüzleşen ve taktığı personayı düşüren Elizabaeth ile Alma’nın aynanın karşısında tek bir yüze dönüşmesi, bir olması filmin hatta ve hatta sinema tarihinin en unutulmaz fikirlerinden biridir hiç kuşkusuz. Ve yine Alma’nın Elizabeth’in gölgesini söze döktüğü anları Bergman’ın açı karşı açı yapmayı reddederek aynı sahneyi iki defa farklı yüzlerde bizlere izlettirmesine ne demeli. Bergman, bu bir nevi ayinmişçesine kutsanan anın adeta her iki yüzden de detaylı bir şekilde okunmasını ister. Alma’nın monoloğunun her iki yüzdeki işlevini kesintisiz izleriz böylece.

Bergman’ın aynı evin içine koyduğu iki kadının zaman zaman diğer filmlerinde de olduğu gibi tansiyonun yükseldiği, gerilimin arttığı sahnelerde buluşturmayı ihmal etmez. Ama en önemlisi tıpkı Çığlıklar ve Fısıltılar’ın küçücük bir anında hissettirdiği duyguyu burada daha sık hissettirmesi olur: Alma ile Elizabeth arasında cinsel yönden de bir çekim olduğunu düşünmemek elde değil. Fakat Bergman bunu sadece hissiyat noktasında bırakmıştır. Belki de böyle bir niyeti hiç yoktur kim bilir. Yüzlere yapılan yakın çekimlerin bu filmde çok daha fazla olduğunu söylemeye bile gerek yok.