06.04.2018

Yönetmen Koltuğu: Ingmar Bergman

6)Skammen / Utanç (1968)

“Gerçekten çok tuhaf bir rüya gördüm. Eskisi gibi orkestradayken yan yana oturarak 4. Branderburg’un konçertosunun yavaşlayan kısmının provasını yapışımızı ve geride bıraktığımız tüm o şeyleri gördüm. Şimdiyse sadece bir kâbusu hatırlar gibi hatırladığımız. Çalarken ağlamaya başladım ve ağlayarak uyandım.”

“Bir rüya gördüm. Çok güzel bir sokakta yürüyordum. Ve yolun bir kenarında yüksek kemer ve sütunları olan beyaz evler vardı. Diğer yanda ise gölgeler içinde bir park vardı. Sokağın yakınında yeşeren ağaçların altında da koyu yeşil dere akmaktaydı. Ve sonra yüksek bir duvarın yanına geldim, üstü güllerle kaplanmıştı. Ve sonra bir uçak geldi ve bütün gülleri ateşe verdi. Çok güzel olduğu için o kadar da korkunç değildi. Sudaki yansımalarını seyrettim. Ve güllerin nasıl yandığını gördüm. Ve kollarımda küçük bir kız vardı. Kızımızdı. Bana sıkıca sarıldı ve yanağıma değen dudaklarını hissettim. Ve tüm bu zaman boyunca birinin söylemiş olduğu bir şeyi hatırlamam gerektiğini biliyordum…  ama unutmuştum.”

Skammen film boyunca takip edeceğimiz Jan’ın (Max von Sydow) rüyasını anlatmasıyla başlar ve Eva’nın (Liv Ullmann) anlattığı rüya ile son bulur. Filmlerinde rüyalara yer vermekten vazgeçmeyen Bergman, rüyanın içerisine bizi sokmasa da dinletir bu kez de. Bu iki rüya arasında şahit olduklarımız ise insan denen varlığın ne kadar alçalabileceğini, hayatta kalmak uğruna neler yapabileceğini gözler önüne serer.

Bergman, 1968 yılında çektiği filmini bilinmeyen bir ülkede ve bilinmeyen bir zamanda tasarlar. Lakin acılarla yoğrulmuş insanlığın asla yabancısı olmayan bir durumdur savaş. Zira henüz etkisinden çıkılamamış İkinci Dünya Savaşı’nın ya da hâlâ sürmekte olan Vietnam Savaşı’nın tecrübeleri nedeniyle filmde yaşanılanlar oldukça inandırıcıdır. Ki üzerinden yarım asır geçmesine rağmen günümüzde bile Skammen’in güncelliğini koruduğunu kim inkâr edebilir. Bu nedenle de Bergman’ın yer ve zaman tasarrufuna gitmemesi gayet anlaşılabilir bir durumdur. Bergman’ın hedefinde herhangi bir ülke ya da ırk yoktur: Hedefte tüm insanlık vardır. Hedefteki insanlığı temsilen Jan ve Eva çıkar karşımıza.

Ülkede çıkan savaş nedeniyle gözlerden uzak bir adaya yerleşerek suya sabuna dokunmadan mütevazı bir hayat sürdüren Jan ile Eva kendilerince savaştan izole olmaya çalışmışlardır. Müzisyen olan fakat savaş nedeniyle orkestraları dağılan çiftimiz, oldukça apolitik bir çizgidedirler. Savaşın tüm yıkımıyla devam ettiği bir süreçte taraf olmamayı seçmeleri bir yana aynı zamanda haber aldıkları tek kaynak radyoyu bile tamir etmek istemez, her şeye kulaklarını tıkamayı tercih ederler.

İşte Bergman bu noktada bile yarattığı karakterlerden ve temsil ettikleri insanlıktan duyduğu utancı dile getirir. Kaldı ki savaşın adaya kadar sıçraması sonrasında her şeyin zıvanadan çıkması ve çiftimizin insani değerlerini kaybederek vahşileşmesi tüyler ürperticidir. Eli keman tutan eller silah tutmaya, hiçbir canlıya kıyamayan karakterimiz Jan’ın gözünü kırpmadan cinayetler işlemesine, aradaki sevginin kaybolmasına rağmen menfaat ilişkilerinin devam etmesine, gerektiğinde üç maymunun oynanmasına kadar neler neler… Bergman’ın insanlığa dair en ağır konuştuğu filmlerden dir bu nedenlerle Skammen.