20.12.2017

Yönetmen Koltuğu: Joachim Trier

5)Thelma – 2017

Thelma, aşırı dindar ailesinin ilk defa onu sarıp sarmaladığı kozasından çıkarak üniversiteye geliyor. Sürekli ailesinin kendisine yaşattığı hayatı yaşamış, ona yansıtılanlara inanmış olan Thelma, adeta yeniden doğmuşçasına her şeyi keşfetmeye başlıyor. Bir bebeğin tatları, cinsel organını tanıması gibi bir keşfediş yansıyor perdeye. Thelma psişik güçlere sahip ya da Thelma’nın gözünden her şeyi gören veya algılayan biz seyirciler öyle olduğuna inandırılıyor. Çünkü filmin başından sonuna kadar olanlar hep Thelma’nın gözünden bizlere aktarılıyor. Thelma, kafasında tasarladığı hayatı bizlere aktaran usta bir anlatıcı. O ne derse inanmak zorunda kalıyoruz. Zira başka türlüsünü görmemize izin verilmiyor.

Thelma’nın hem dine hem de modern toplumun dayattığı klasik aile modeline savaş açması seyirci olarak bizleri kendine bağlayan en önemli yönleri oluyor. Zaten Hıristiyanlık kurumu ile aile birbirini tamamen bütünlüyor filmde. Zira Thelma’nın babası ile diyalogları tam olarak akıllara Katoliklikte var olan günah çıkarma ritüelini getiriyor. Baba, filmde bir nevi Papaz hatta daha da ileri gidersek Tanrı rolünü üstleniyor. Fakat her ne kadar Thelma, her anını Hıristiyanlık dinine tapınarak geçirse de dinin çatısı altından ayrıldığı an yoldan çıkıp asıl rotasını buluyor. Ya da yıllarca ona dikte ettirilen hayatı yaşayan ona anlatılanlara inanan, bilinçaltına vurulan kilide ses çıkarmayan Thelma, bu esaretten en çok da cinselliği keşfetmesiyle kurtulmaya başlıyor.

Son tahlilde Thelma, dinin ve ailenin esaretinden kurtularak, kendini keşfeden ve bu keşifle birlikte de intikam mekanizmasını çalıştıran güçlü bir karakter filmi. Adeta küllerinden doğan bir anka kuşu gibi… Yer yer erotizm süslü cinsel sahnelerin muazzamlığı (birçok sahnenin şimdiden kültleşeceğini garanti edebilirim), bir kadının esaslı hikâyesi olması açısından feminist göndermeleri de görmezden gelmemek gerek.  Asla gerçeğin ne olduğunu anlamamıza izin verilmeyen yapısı, peşinden soluksuzca koşmamızı sağlayan kurgusu, ilmik ilmik işlenmiş, çetrefilli senaryosu, güçlü karakterleri, hayran olunası oyunculukları ve elbette filmin içine sirayet etmemizi her an daha da tetikleyen sinematografisiyle Thelma tek kelimeyle kusursuz bir film.  Özellikle başkarakter Thelma’ya ilk oyunculuk deneyimi olmasına rağmen başarıyla hayat veren Eili Harboe’ya hayranlığımı da gizleyemeyeceğim. Özellikle bu tarz filmlerde alışık olmadığımız bir yüz ile karşılaşmak çok daha tatmin edici bana kalırsa. Ne diyelim Trier, henüz dördüncü filmiyle başyapıtına imza atarak ne kadar iddialı olduğunu dosta düşmana ispatladı sanırım.

Filmin detaylı eleştirisine buradan ulaşabilirsiniz.