14.03.2017

Yönetmen Koltuğu: Leos Carax

Paris Güzellemelerinin Yönetmeni

Sinema tarihine ufaktan bir değinerek başlayalım. 20. yüzyılın başlarında avangart sinema anlayışının bir sonucu olarak; Fransa’da empresyonist bakış açılarıyla filmler çekiliyordu. Sessiz dönem sinemasının sona ermesiyle bu dönem yerini “Şiirsel Gerçekçilik” akımına bıraktı. Bu süreci, Mussolini’nin faşist politikalarını örtbas etmekle yükümlü olan “beyaz telefon filmleri”  başlıklı döneme bir tepki olarak doğan İtalyan Yeni Gerçekçiliği takip etti. Zamanla o da yerini Fransız yeni dalgasına, yani sinemanın altın dönemi olarak nitelendirdiğim dönemine bıraktı. Godard’ın, Truffaut’un dönemi başlıyordu. Herkes film çekebilir anlayışıyla oluşturulan, Fransız şiirinin sarhoş edici etkisinin sinemaya taşındığı bir dönem. Leos Carax bu dönemin modern temsilcisi, bir sonraki kuşağının yönetmeni. En çarpıcı aşk tasvirlerine imza atan ismi.

Paris, düş gibi bir şehir, köprüleri, Eiffel’i, Louvre’u, şairleri, ressamları, artistleri, her şeyiyle, her yönüyle düş gibi bir şehir, âşıklar şehri. En azından Leos Carax sinemasının bizim için yaptığı Paris tasviri bu şekilde. Bir şehri bu kadar çarpıcı anlatabilen, üstüne-üstlük bunu şiirsel bir aşkla sunup, sinema sanatının en güzel yönlerini bu kadar etkili kullanabilen bir yönetmen daha var mıdır acaba merak ediyorum. Acaba bizim de, hiç değilse İstanbul’u bu şekilde tasvir eden bir yönetmenimiz olacak mı? Melankoliyi filminin her yerine yayan, bu da yetmezmiş gibi sizi de aynı ruh haline sürükleyen, yarattığı karakter ile “aşk budur!” dedirtebilen bir yönetmen. Aşkın özünü; acı çekmek veya daha şiirsel bir üslupla söylersek, acı çekmeye gönüllü olmak, tabiriyle açıklamaya çalışıyor Leos Carax. Bir duygu fetişizminin ortasına, fiziksel bir acıyı da ekleyip, iki yönlü bir melankoli yaratıyor. Ahmet Erhan’ın “yarama tuz basınca, tuz kanıyor” şeklinde bir dizesi var. Carax’ın aşk tasvirleri o kadar kuvvetli ki, çekilen acının bile bir kıymeti kalmıyor. Bu yüzden Ahmet Erhan’ın dizesini, Carax’ın filmleri için bir dipnot olarak almak gerek. Bu aşk konusunda “Wong Kar Wai” ismine de ayrı bir parantez açmak gerekir ama şimdilik onu bir kenara bırakalım.

Holy Motors filmiyle; Amerika’da, Los Angeles film festivalinde “En İyi Yabancı Film” ödülünü alınca “sadece Amerika’da yabancı olmayan dilde film çekiyorlar” şeklinde tepkisini ortaya koyan bu aykırı yönetmenin (her ne kadar o kendine yönetmen demese de) sinemasının ara sokaklarına, duraklarına göz atalım.