23.01.2018

Yönetmen Koltuğu: Luca Guadagnino

İtalya’yı En Güzel Yansıtan Yönetmenlerden Biri

1997 yılında çektiği kısa metrajı Qui ile yönetmenlik kariyerine adım atan Luca Guadagnino, beşinci kurmaca uzun metrajı Call Me by Your Name ile tüm dünyaya adını duyurmayı başardı. Bu yıl ödül sezonunun en çok konuşulan filmlerinden birine imza atan Guadagnino, aldığı birçok ödüle Oscar heykelciğini katamayacak (Yönetmen dalında aday olamadı) ama seyircinin gönlünün baş köşesine çoktan oturduğunu kimse inkar edemez. Kurmaca filmler dışında birçok kısa metraja ve belgesele de imza atan Guadagnino’nun kendisi gibi İtalyan yönetmen Bertolucci ile ilgili de bir belgeseli vardır. Tekrar kurmaca filmlerine dönecek olursak ilk iki filminin hayli vasat olduğunu ama son üç filminin sürekli çıtayı yükselten bir seyir islediği söylenebilir.

Filmleri değerlendirirken de ilk iki filmi ile ilgili çok fazla değerlendirmede bulunmayacağım yönetmeni tanımaya diğer üç filmiyle devam edelim isterim. Öncelikle her ne kadar son filminde göremesek de belgeseller de dahil olmak üzere birçok filminin vazgeçilmezi Tilda Swinton’dır hiç kuşkusuz. Guadagnino’nun Swinton ile bağı sadece oyuncu yönetmen minvalinde kalmamıştır elbette bu süreçte. Swinton, senaryo yazımından yapımcılığa kadar birçok noktada Guadagnino filmlerine katkısını sunar. Her şey bir yana Swinton gibi perdeye çok yakışan, adeta her rolün üstesinden gelen, büyük bir yetenek Guadagnino sinemasına çok şey katmıştır.

En büyük takıntısı olarak Swinton’u söylemişken başka takıntıları yok sanmayalım aman. Zira Guadagnino da birçok yönetmen gibi bazı takıntılarından kurtulamadığı gibi gün geçtikçe bunları fetiş haline getirir. Örneğin sadece burjuva hayatları perdeye taşıma, muhteşem doğasıyla İtalya’nın eşsiz mekânlarını filmine arka fon yapma, yeme eylemi ile seksi ya da kimi meyvelerle cinsel hazzı buluşturma gibi birçok şey sayılabilir. Ama tüm bu saydıklarımdan çok daha güçlü bir takıntısı varsa o da yüzme havuzudur. Guadagnino, mutlaka hikâyesine varlığıyla eşlik edecek hatta ve hatta hikâyeyi yönlendirebilecek bir havuza ihtiyaç duyar. Bu havuz kimi zaman bir cinayete, yanlışlıkla da olsa bir ölüme ev sahipliği yaptığı gibi kimi zaman da yeşermekte olan bir aşka kucak açar.

İtalyan Sinema Geleneğinin Takipçisi

Guadagnino’nun burjuva hayatlarına konuk olması, o dünyayı daha iyi tanıması ya da o dünyanın daha ilgi çekici hikâyelere sahip olduğunu düşünmesi midir bilinmez ama üst sınıfı perdeye ustalıkla taşıdığı inkar edilemez. Kimi zaman hâlâ aristokrat geleneklerini devam ettiren fabrikatör bir aile kimi zaman ise Amerika’dan gelmiş entellektüel kesimden bir çift kimi zamansa üst-orta sınıfa mensup entellektüel bir aile çıkar karşımıza. Her ne kadar aralarında farklılıklar olsa da hepsi üst sınıfa mensup olma konusunda ortak paydada buluşurlar.  Elbette perdede izlenilen karakterler üst sınıftan olunca mekânlar da önemli bir hale gelir. Guadagnino bu konuda da fazlasıyla hassasiyet gösterek adeta filme can veren eşsiz mekânlar bulur. The Bigger Splash ile Call Me by Your Name’i izleyip de aksini söyleyecek olan yoktur sanırım. Ki Call Me by Your Name’de yatak odası, banyo, gizli oda ve havuzdan tut da evin her bir noktası ayrı öneme sahiptir.

İtalya’nın uçsuz bucaksız doğasından bir malikaneye ya da kır evine, oradan da evin bir bölümüne ve eşyalara anlam yükleyen Guadagnino, yiyeceklerle de anlatımını zenginleştirmeyi çok sever. lo sono l’amore bunun en net örneği olurken diğerlerinde de yadsınamaz bir kulanım vardır bu konuda. Hatta Call Me by Your Name ile şeftalinin özdeşleşmesi akıllardan çıkacak gibi değildir. Bu şeftalinin yerini kimi zaman incir, balık, yumurta ya da risotto alabilmektedir. Fakat bu saydığımız yiyecekleri filmde sadece görünür olarak düşünmeyelim. Zira bu yiyecekler karakterlerin cinsel anlamdaki duygularını açığa çıkaran (Call Me y Your Name’deki mastürbasyon sahnesi) hatta bazen yoldan çıkaran (A Bigger Splash’de risottonun yaptığı) bir roldedir.

Genelde uyarlama yapmayı tercih eden Guadagnino, bu konuda ne kadar başarılı olduğunu Call Me by Your Name’de fazlasıyla ispatladı.  Bu arada kendisinin bile beklemediği bir ilgiyle karşılanan son filminin devamını çekmek istediğini açıkladığını da unutmayalım. Devam filmi çekilir mi ya da çekilirse ilk filmin yarattığı etkiyi yaratır mı bilemeyiz ama Guadagnino’nun sıradaki projesinin ne olduğunu çok iyi biliyoruz: Dario Argento’nun 1977 yapımı kült filmi Suspiria’yı tekrar perde ile buluşturacak olan Guadagnino, adeta İtalyan geleneğinde bayrağı devraldığını ispatlıyor böylece.

Luca Guadagnino’nun Suspiria ile ilgili açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz.