23.01.2018

Yönetmen Koltuğu: Luca Guadagnino

1)Call Me by Your Name (Beni Adınla Çağır) – 2017

Luca Guadagnino, Io sono l’amore ve A Bigger Splash ile üzerimizde yarattığı intibayı son filmi Call Me By Your Name ile daha da yükseğe, ulaşılmaz bir noktaya taşıyor. Aşk, kaçamak, arzu, keşfediş gibi birçok kavramın en saf haliyle vücut bulduğu Guadagnino sineması bu kez tüm bunların çok daha mükemmel bir buluşmasını gerçekleştiriyor. En basit haliyle Elio ile Oliver’ın birbirine âşık olması ve kısa bir süreliğine ilişki yaşaması olarak okunabilecek film, elbette çok daha fazlası. Kimine göre bir aşk hikâyesi kimine göre bir LGBTİ filmi kimine göre de bir İtalya güzellemesi olarak kabul edilebilecek Call Me By Your Name, aslında sancılı bir büyüme hikâyesi. Başkarakter Elio’nun hem kendini keşfettiği hem de kuşkusuz hayatının aşkı ile tanıştığı süreci perdeye yansıtan Guadagnino, özellikle final sahnesiyle çoğu izleyicinin gözyaşlarını tutamamasına neden oluyor.

Her bir anıyla seyircinin aklını başından alma potansiyeline sahip filmin, seyirci olarak özdeşlik kurduğumuz Elio’ya yaşattıkları saymakla bitmez: İlk aşk, ilk deneyim, arzularınla ilk tanışma, ilk tutku ve daha niceleri… 1983 yazında Kuzey İtalya’da geçen film, André Aciman’ın yazdığı aynı isimli romandan uyarlanır. Roman ile neredeyse birebir uyum sağlayan film, bu yılki Oscar’da En İyi Film, Erkek Oyuncu (Timothée Chalamet), Uyarlama Senaryo (James Ivory) ve Şarkı (Mystery of Love) dallarında olmak üzere toplamda dört dalda aday gösterilerek seyirci nezdindeki başarısını ödüllerde de başardığını ispatladı. Her ne kadar ödüllerin bazılarını alamayacağını tahmin etsek de Oscar gecesinden eli boş dönmeyeceği kesin.

Filmin final sahnesinin detaylı incelemesi için buraya tıklayınız.