23.01.2018

Yönetmen Koltuğu: Luca Guadagnino

3) Io sono l’amore (Benim Adım Aşk) – 2009

Guadagnino’nun sinemasının artık şekillenmeye başladığı lo sono l’amore, başkarakter Emma’ya hayat veren Tilda Swinton’un da perdede tam anlamıyla devleştiği anlara ev sahipliği yapar. Birçok İtalyan filminde izlediğimiz gibi üst sınıf bir ailenin kusursuz düzeninin bozulmasına şahit oluruz filmde. Büyük bir itinayla hazırlanan bir özel davet ile açılır film. Her şey kusursuz bir düzene sahiptir. Aileye zamanında ta Rusya’dan gelip katılan Emma bile birçok İtalyandan daha İtalyandır. Fakat ailenin genç ve gözde üyesi Edoardo’nun arkadaşı Antonio’nun ailenin içine girişi her şeyi geri dönülmez bir sürece sokacaktır.

Antonio, yaptığı birbirinden enfes yemeklerle Emma’nın içinde kim bilir belki de yıllardır bastırmış olduğu duyguları su yüzüne çıkarır. Emma Antonio’nun yaptığı yemekleri yerken adeta kendinden geçerek, şehvete düşer. İlerlemiş yaşına rağmen kusursuz güzelliği ve zarafetiyle göz dolduran Emma da Antonio için başa çıkılamaz bir arzuya dönüşür. Gizli aşk yaşamaya başlayan ikili bir yandan yemekler yaparken hatta birbirleriyle tariflerini paylaşırken bir yandan da aşklarını İtalya’nın baştan çıkarıcı meyve bahçelerinde yaşarlar. Guadagnino, sonraki filmlerinde de çokça kullanacağı İtalya güzellemesine bu filmiyle başlar böylece.

Alabildiğine uzanan meyve bahçeleri, tarlaları ile hâlâ birçok ülkeye göre bozulmamış bir toprak parçası olan İtalya, Guadagnino filmlerinde üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor. Yönetmen, bu yeşilin muazzamlığını perdeye yansıtırken de sinematografinin hakkını fazlasıyla vermekten de geri durmuyor. Müzik kullanımının ise oldukça belirgin olduğu gözlerden kaçmamalı. En İyi Kostüm dalında Oscar’a, Yabancı Dilde En İyi Film dalında da Altın Küre’ye aday gösterilen Io sono l’amore, birçok yönden aristokrat bir ailenin çöküşünü resmediyor. Emma ile Antonio’nun yaşadığı aşkla değil aynı zamanda Elisabetta’nın cinsel yönelimi ya da Edoardo’nun daha duygusal kararlar alan kişiliğiyle de çatırdamaya başlıyor film. Fakat büyük kırılma yasak aşk ile yaşanıyor.

Guadagnino, tüm film boyunca kostümlerinden, dizaynına, dış çekimlerin muazzamlığından iç mekânlarda kullandığı alan derinlikli çekimlere, mevsim geçişlerinden müzik kullanımına kadar her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmesini çarpıcı finaliyle de zirveye taşıyor. Adeta bir reklam filminin hızını, etkileyiciliğini ve çarpıcılığını hissettiren final sahnesinin ise özgünlüğünü tartışmaya bile gerek yok.