16.09.2020

Yönetmen Koltuğu: Mike Mills

Thumbsucker, Beginners ve 20th Century Women gibi filmlerle tanınan Mike Mills, hikâyesini seyircisinin hislerine dokunarak anlatan bir yönetmen. Anlattığı hikayede karakterin gelişimini seyircisiyle duygusal bir bağ kurarak, yaşamın parçasından bir kareyi beyaz perdeye aktarıyormuş hissi yaratıyor.

Beginners filmindeki Hal karakterinde babasından, 20th Century Women filmindeki Dorothea karakterinde ise annesinden esinlenerek oldukça otobiyografik bir sinema anlayışını bizlere sunuyor. Yönetmenliğinin yanı sıra grafik tasarımla uğraşan, birçok sergide yer alan Mike Mills, çok yönlü bir yönetmen olarak yaratıcılığını her alanda kullanıyor. Fotoğraf sanatında ne kadar başarılı olduğunu Beginners ve 20th Century Women filmlerinde fotoğraflar yoluyla anlattığı hikayelerden görebiliriz.

Mike Mills, insan hislerini kameraya aktarırken yaşanmışlıklarla dolu bir anlatım anlayışıyla seyirciyi fazlasıyla olayların içinde hissettiriyor. Bir insanın hayatını ve o an hissettiklerini seyircisine gösterirken samimiyetini renklerle olsun, hayatın içindeki imgelerle olsun öylesine kendine has bir biçimde aktarıyor ki bir şekilde hayatın içindeki bu hikayeyi yoğun duygularla izleyip kendimize pay biçiyoruz. The National grubunun “I Am Easy To Find” albümü için çektiği kısa filmini de izlerken aynı hisleri yaşıyoruz. Bir albümün anlatısı ancak bu kadar ruhumuza dokunabilirdi; hayatın gelip geçiciliğini, sıradanlığını ve en önemlisi büyük bir trajediden ibaret olmasını filmleştirerek bizlere sunuyor.

Mike Mills, Mo Wax Visual Sampler (1996) çalışması için şunları söylüyor:

“Her zaman müzik gruplarının eserlerini sunma biçimini kıskanmışımdır: Sanat ile ilişkilendirdiğimiz nitelikler oldukça kişisel ve duygusal olabiliyor. Sosyal olarak bağlantılı ve yıkıcı olabiliyor, fakat en “underground” enkarnasyonda bile müzik geniş bir dinleyici kitlesine sunulabiliyor. Nispeten ucuz, kolaylıkla bununla yaşanabilen ve günlük yaşamımızın fazlasıyla içgüdüsel bir parçası haline gelebiliyor. Bu durumun zıttına, 80’li yılların sonunda sanat ile ilgili aldığım eğitimden sonra gireceğim sanat dünyası günlük yaşamdan farklıydı. Sınıfsal açıdan özel, sanat teorisi öğretileri ve eserleri satma açısından iki yüzlüydü. Hayatımın bu noktasında, daha geniş bir kitleye ‘eğlence’ endüstrisi bağlamına bağlı kalmadan kişisel mesaj verme fikri çok daha güçlü geldi. Ticari/reklam işlerinin yanı sıra poster, tişört, stickerlar gibi sanatsal anlamda önemli olmak gibi bir kaygısı olmayan ama hala kişisel ve yıkıcı bir etki bırakan popüler formatları takip ettim.“

1234