30.07.2018

Yönetmen Koltuğu: Richard Linklater

Waking Life (2001)

Hayata dair neler diyor eşsiz karelerden birinde Linklater’ın gözü ve kalemi: “Elindekilerle ne yaptığın sana bağlı. Bu, elinizde boya kalemleriyle dünyaya gelmek gibidir. Çizginin dışına taş, her yeri boya!” Belki de filmin anlatım tekniğini en iyi açıklayan cümleler bunlardır. Filmde çeşitli insan tiplemeleri ki tanıdık yüzleri görmek ayrı bir tat bile veriyor filme, gerçeğin ne olduğuna veya olmadığına, sebeplerimize veya sebepsizliğimize, yaşamımıza veya ölümümüze dair düşüncelerini paylaşıyorlar bizlerle. “Rüya içinde rüya” tanımlaması yapabileceğimiz genel görünüşü ilmik ilmik açılan ve katmanlara ayrılan film, uyanmak kavramını gerçek olduğu kadar mecazî yönleriyle de kullanıyor.

İçerdiği “İnsanoğlunun en büyük özelliği nedir: korku mu tembellik mi?”  “Yapabileceğin en büyük yanlış, hayatın bekleme odasında beklerken hayatta olduğunu sanmak. İşin püf noktası…”  “Rüyanın devam ettiği sürece gerçek olduğu söyleniyor. Aynı şeyi hayat için söyleyebilir misin?” gibi replikler üzerine yazılar yazılabilecek derinlik taşıyan Waking Life, bazı eleştirmenler tarafından bu yönüyle beğenilmiyor. Filmin, sinemanın bu olmadığı, bunun ancak bir kitap olabileceğini söylüyorlar. Ancak, neyi nasıl anlatacağı filmin yaratıcısını ilgilendirir, üstelik filmin yönetmeni Linklater da konuşmayı seven yönetmenlerdendir. Üstelik filmlerinin bu fazla “geveze” hali sadece lafazanlıkla açıklanamaz.

Film başladığı andan itibaren izleyenin kafasını karıştıracak ve onu filme dahil edecek repliklerle örülmeye başlar. Kullandığı teknikle de gerçeğin dışa taşma ve boyalı halini hayli etkili bir biçimde bize gösteren Linklater, filme kendisi de dahil olarak kafasını kurcalayan meseleleri izleyiciyi bir dost bilerek anlatır durur. Netice beklemenin bir lüzumu yoktur Waking Life’tan çünkü o meselenin kendisidir.