29.11.2017

Yönetmen Koltuğu: Robert Bresson

2) Un condamné à mort s’est échappé ou Le vent souffle où il veut (Bir İdam Mahkûmu Kaçtı) – 1956

Bresson’un en umut dolu filmi olan Un condamné à mort s’est échappé ou Le vent souffle où il veut aynı zamanda da teslimiyete sırtını dönen, özgürlük uğruna gözünü budaktan sakınmayan bir karakter ile bizleri tanıştırır. İdama mahkûm olan Fontaine, hapishanedeki diğer mahkûmlar gibi ona biçilen sonu kabullenmeyerek kimilerince imkânsız olanı denemeye, kaçmaya karar verir. Fontaine, diğer mahkûmlar İncil okuyup nedamet getirirken tabiri caizse iğne ile kuyu kazar.

İkinci Dünya Savaşı’nda esareti tatmış olan Bresson’un elinden çıkan bu tüm hapishaneden kaçış filmlerinin anası olan yapımın uzun süresi ve asla kurgu hünerine başvurmaması izlenmesini oldukça zorlamakta elbet. Fakat seyirci olarak Fontaine’nin kaçışa hedeflendiği gibi hedeflenilirse değme sürükleyici ana akım filmden daha pür dikkat izlemek mümkün. Film boyunca Fontaine’nin kat ettiği yolun yanında diğer idam mahkûmlarının onun yaptığına zamanla değer vermeleri, onu desteklemeleri ve adeta onun kadar nihai sonu ümit etmelerine şahit olmak muhteşem bir deneyim.

Bresson’un bu filmdeki ses kullanımına ise filmografisinin diğer halkalarından daha fazla yer açmak gerek. Zira filmlerinin en büyük anlatıcısı olarak gördüğü ses kullanımı bu filmde çok daha başkadır. Nazilerin varlığının sadece Almanca konuşma sesleriyle, idamların silah sesiyle sadece verilmesi bunlardan en önemlileri. Ayrıca kurgu oyunlarından her filminde uzak duran Bresson’un bu kez dümdüz çizgisinden milim bile sapmaması dikkatlerden kaçmaz. İdam mahkumu olan ve belki de hayattaki en heyecan, korku, adrenalin karışımı bir his yaratması gereken şeyle uğraşan birinin ifadesiz donuk oyunculuğunu yine eklemeden geçemem sanırım.