29.11.2017

Yönetmen Koltuğu: Robert Bresson

3) Pickpocket (Yankesici) – 1959

“Bu film polisiye türünde değildir. Yazar sesler ve resimlerle bir gencin zaafıyla kendisine uygun olmadığı halde içine girdiği, yankesicilikle yaşadığı kâbusu anlatmaya çalışıyor. Yalnız bu macera olmasa asla tanışamaz iki kalbi, garip yollardan birleştirecektir.”

Bu sözlerle açılan Pickpocket için Dostoyevski’den oldukça etkilenen Bresson’un özgün bir Suç ve Ceza uyarlaması diyebiliriz. Yaptığı hırsızlığı ve cinayeti ahlaki bir temele oturtmaya çalışan Raskolnikov gibi bir karakter var karşımızda. İstese birazcık çabayla hayatını devam ettirebilecek bir iş bulabilecek olan Michel, bu yolu değil de hırsızlığı tercih eder. Üstelik hırsızlık yapmasındaki amaç da pek para kazanmak ile ilgili de değildir. Bunu ulaşacağına inandığı nihai bir sonuç ya da bir tür adalet dağıtıcısı olarak yapıyor aslında Michel. Yankesicilik gibi bir kötülüğü iyilik adına yaptığını öne süren Michel, tam da Tanrı’nın kullarını sonsuz huzura uğurlamak için onlara türlü acıları layık görmesi gibi. Bu açıdan Michel’in yeryüzündeki cezalandırıcıya yani bir nevi Tanrı’ya dönüştüğünü de söyleyebilir aslında. Zira tüm enerjisini, vaktini, beyninin her bir kıvrımının gücünü bu işe adayan bir kahramanı Tanrı olarak kabul etmemek için hiçbir sebep yok ne de olsa.

Jeanne’ye Tanrı’ya sadece hayatı boyunca üç dakikalığına inandığını söyleyen Michel, bir yandan yaptığının haklılığına bizi genelde iç sesiyle ikna etmeye çalışırken bir yandan da yankesiciliğin inceliklerini adım adım biz seyircilere aktarıyor. Bir yandan yankesiciliğin bu inceliklerine şahit olup bu mesleğin bir sanatçı ya da zanaatçı titizliğiyle hayat bulduğuna bir yandan da yapılma nedeninin ne kadar felsefik ne kadar ilmi açıklanabileceğine de ikna oluyoruz.

Bresson’un yine karakterini daha çok iç sesle tanımamızı istediği Pickpocket,  yüz ifadelerini asla görmek istemediği modelleriyle karşımızdadır. Tamamen hissiyatsız bir performans ortaya koymalarını sağlayan Bresson, bu hissiyatsızlığın yanında seslerin diline ise fazlasıyla imkân tanır. Ortam seslerinin genelde gereğinden fazla duyulduğu Bresson filminde yakın plan çekim ve özellikle ellere yapılan zoom çok anlamlı. Zira tüm film boyunca yapılagelen yankesicilik ne de olsa o meziyetli eller sayesinde hayat buluyor. Looser diye de tanımlayabileceğimiz Michel, tüm bu süreçte esas ödülünü Jeanne ile tanışarak almış olur. Zaten film de Michel’in şu sözleriyle son bulur: “Jeanne sana ulaşmak için öyle tuhaf yollardan geçmem gerekti ki…”