15.06.2017

Yönetmen Koltuğu: Roy Andersson

3) Du levande (Siz Yaşayanlar) – 2007

“Sıcacık mis gibi yatağınızın keyfini sürün siz yaşayanlar, Lethe’nin buz gibi soğuk dalgası açıktaki ayağınızı yalamadan önce.”

 Goethe

Geothe’nin yukarıdaki sözlerinden yola çıkılarak hayat bulan bu film, üçlemenin ikinci filmi olarak karşımızda durmakta. Nasıl bir sonraki filmde bir marş, filmin her bir zerreciğine nüfus ediyorsa Du Levande’de de Goethe’nin bu sözleri tüm filmi işgal eder. Bu filmde ölümden daha çok aşk, doğum ve rüyalar karşılar biz seyircileri. Ve bunların karşısında ise yine faşizm eleştirisi ile adalet sisteminin çürümüşlüğü de etkisini hiç azaltmadan devam eder. Özellikle karakterlerden birinin kendi ağzından dinlediğimiz rüyasında tam da Bunuel sinemasını akla getiren güçlü bir burjuva sınıfı eleştirisi vardır. Burjuvanın yüzyıllardır elinde bulundurduğu porselen yemek takımını (ülke ekonomisinin en büyük payı) karakterimiz tek bir hareketle paramparça eder. Elbette bu hareketinden dolayı kapitalist sistemin adaleti tarafından gayri ciddi bir şekilde yargılanır ve idama mahkûm edilir. Bana kalırsa tüm filme damga vuran bu hikâyecik, Andersson’un tüm bakış açısını, derdini özetler.

Du levande’de Andersson,  idam edilen adamdan kimsenin onu anlamadığını düşünen kadına, aşkına karşılık bulamayanlardan, tükendiğini düşünen psikiyatriste kadar hep hüzünlü, çıkışsız hayatları gösterse de bizlere yine de her şeye rağmen umudun olduğunu belirtmeden yapamaz. Özellikle mekân kullanımında tüm hınzırlığını açık eden Anderson, onları hareket ettirmekten bile geri durmaz. Böylece o sade, yalın mekânlar, beklenmeyecek bir hamle gerçekleştirmiş olurlar. Belki zaman- mekân algısıyla üçlemenin diğer parçalarındaki kadar oynamaz Andersson ama mekân kullanımı konusunda en çılgın hamlesini yapar. Ve bu mekânları mesken tutmuş müzisyenlerin absürd varlıkları da unutulmamalı. Zira filmin en büyük varlıklarından biri de tuba, davul gibi estürmanlar ve onları dile getiren müzisyenleridir.