27.04.2017

Yönetmen Koltuğu: Ulrich Seidl

2) Paradies: Liebe (Cennet: Aşk) – 2012

Seidl’in üçlemesinin bu ilk halkası, kadınlara çevirdiği kamerasına yansıyan belki de en yalnız ve umutsuz karakterinin hikâyesidir. Kızını zayıflama kampına (Paradies: Hoffnung) gönderen Teresa, seks turizminin merkezi Kenya’ya tatile gider. Amaç elbette Kenya’nın masmavi okyanusu, bembeyaz kumsalı, cömert güneşi değildir. Amaç siyah insanın toprağını, madenlerini, hayvanlarını (Safari) ve akla gelmeyecek her şeyini sömüren beyaz insanın bu kez de siyah insanın vücuduna gözlerini dikmesidir.

Gücü ve parasıyla dünyanın geri kalan topraklarının tanrısı olduğunu zanneden beyaz insan, cebine doldurduğu bir miktar parayla Kenya’ya giderek kendilerini Afrodit olarak hissetme hayali kurar. Her ne kadar Teresa karakteri, ilk etapta çekingen ve daha ilkeli davranıyor gibi çizilse de kısa sürede atalarının, arkadaşlarının bencil, megaloman, riyakâr tavrına fazlasıyla bürünür ne yazık ki. Yağ bağlamış ve sarkmış, kırışmış vücutlarıyla gencecik, yakışıklı Kenya erkeklerini adeta bir seks objesi gibi kullanan, kendi dillerinde onlara olmadık hakaretler eden, her ne kadar dile getirmeseler de onları, kendilerine hizmet etmek için var olan köleler olarak gören Avrupalı kadınlar, tek kelime ile mide bulandırıyor açıkçası. Sürekli takipte olduğumuz başkarakterimiz Teresa ile bu nedenle özdeşlik kurmak da mümkün değil. Büyük bir yalnızlık içerisinde acı çeken, tam anlamıyla bir kaybeden kadın olan Teresa’nın kızını bile terk edildiği, daha doğrusu iş üstünde olmadığı zaman hatırlaması ona karşı hissettiklerimizi bilemekten başka işe yaramıyor.

Seidl‘inin yine ülkesindeki ve bu bağlamda tüm Avrupa’daki insanların mide bulandırıcı sömürge anlayışını bu kez de seks turizmi üzerinden perdeye yansıttığı Paradis: Liebe, tam anlamıyla bir başyapıt. Tam da üçlemesinin adı gibi cennetten bir parça olan Kenya’da mavi, beyaz ve siyahın muhteşem kontrasını yakalayan Seidl, sadece kıyıda geçen sahnelerde değil filmin tümünde beyaz insan ile siyah insan arasındaki renk zıtlığını ortamlara egemen olan mavi renk içinde buluşturuyor. Müzikten, metaforlardan, kamera hareketlerinden, kurgu oyunlarından uzakta, sade ve net bir şekilde, sakince hikâyesini anlatan Seidl, vuruculuğunu neye borçlu net olarak kestiremem belki ama en önemli sebebin samimi ve acımasız olması olsa gerek. Beyaz insanın Afrika topraklarında yaptığı vahşeti, talanı, sömürüyü perdeye yansıtan en önemli filmlerden biri olduğunu düşündüğüm Paradise: Liebe, yönetmenin daha sonra çekeceği Safari’nin ayak seslerinin de habercisi aslında bir nevi.