29.04.2018

Zamanla Soğuduğumuz Yönetmenler

Murat DURAL

Tim Burton

Her sinefilin hayatında, ona sinema sevgisi aşılayan bir vardır. Benim de sinemaya gönülden bağlanmam, bir arkadaşın önermesiyle DVD’sini bulup izlediğim Büyük Balık (Big Fish, 2003) filmiyle oldu galiba… Sıkıcı gerçeklere karşı kendi fantastik dünyasını yaratan başkarakteri fazlasıyla sevmiştim. Tim Burton’ı da biraz araştırınca, bu karakter gibi kendi fantastik dünyasını yaratarak gerçeklere karşı mücadele eden bir adam olarak düşünüp etkilendim. Kurduğu evrenler hem karanlık hem eğlenceliydi, etkilenmemek zordu. Edward Makaseller (Edward Scissorhands, 1990), Ed Wood (1994) gibi tuhaf, gizemli ve de komik karakterleriyle içinde yaşanası bir evrendi Tim Burton’ın dünyası…

Sonra sonra, bana sinemayı sevdiren o özgün tat yerine başka bir şey geldi (ya da benim etkilenme eşiğim yükseldi). Yaratıcılığı yitmiş bir Tim Burton vardı artık; ya fazla mütevazı ve iddiasız bir sinema anlayışı ya da yenilikçilikten uzak olsa da büyük şeyler vaat eden ama gittikçe sıradanlaşan işler… Alice Harikalar Diyarında (Alice in Wonderland, 2010) ile Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları (Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children, 2016) arasındaki işlerini sevemedim, ısınamadım.

Onur Ünlü

Yerli sinemamızda görmeye alışık olmadığımız türden, fantastik, absürt işlerdi sinemadaki eserleri. Ah Muhsin Ünlü mahlasıyla yazdığı şiirleri de (büyük bir kısmını anlamasam da) kafa açıcı türdendi, ilginç bir duygusallığa sahipti. Güneşin Oğlu (2008) filmini -belki öyle büyük bir film olmasa da- defalarca izledim, Haluk Bilginer’in Ülkü Tamer şiiri okuduğu çatı sahnesini de… Yine sinematografik yanı çok çekici olmasa da Beş Şehir (2009) filminden, edebi yanından dolayı etkilendim. Son dönemdeki filmlerinden Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013), yerli filmler listemde çok önemli bir yer etti. Bu sefer sinematografik bir kaygı da vardı ve kare kare ezberlediğim filmlerden biri oldu. Ünlü’nün yaratıcı ve entelektüel biri olduğu kesindi ve uygun şartları yakaladığında özgün eserler çıkarmayı biliyordu.

İtirazım Var (2014)  filmi, ilginç başkarakteri ve politik yanıyla bazı noktalarından tutunulası bir filmdi ama senaryosuna itirazım vardı; polisiye kısmı fazla zorlamaydı… Bu filmden sonra ise durmadan film ve dizi çeken bir adama dönüştü Onur Ünlü… Zaten belli ki kafasında çok şey dönüyordu, belki prodüksiyon kısmını önceki filmlerinden daha rahat bir şekilde halledebiliyordu ve her işine koşabileceği, kendisini seven bir oyuncu tayfası vardı. Yeşilçam’ın eski yönetmenlerinin birkaç günde film çekerek sık sık gösterime sokması gibi film çekip çekip festivale gönderen bir yönetmen oldu.

Vizyonda durum daha garipti; Türkan Şoray’ın Yeşilçam’a selam gönderen ama ortalama bir Yeşilçam filminin gerisinde kalan Uzaklarda Arama (2015) filminde senarist olarak imzası vardı ve Cingöz Recai (2017) gibi hiçbir yerinden tutulamayan bir filmin de yönetmenliğini üstlendi. İsminin bir filmde olması o filmi çekici kılabiliyordu ama bu filmler ismini de yıpratmıştı. Dizi kariyerine ise Görünen Adam gibi, yaratıcı duran ama “Aklıma gelen ilk fikri neden çekmeyeyim ki?” düsturuyla yapılmış garip bir iş eklenmişti. Gerçek Kesit: Manyak filmini (2018) ise, en iyimser tabirle sadece Onur Ünlü ve ekibinin çok eğlendiği bir Psycho doğaçlaması olarak görebildim. Dudullu Postası dizisini; Put Şeylere, Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok, Kırık Kalpler Bankası filmlerini izleyemedim ama açıkçası biraz soğudum.