01.06.2016

Züccaciye Dükkânında Bir Sinefil – 12

Bu yıl ajanların biti kanlandı tabir-i caizse; Kingsman: The Secret Service ve Spy gibi parodilerin ardından Ethan Hunt’ın Rogue Nation’ı ile piyasa canlanmışken Guy Ritchie’nin The Man from U.N.C.L.E’ı altın vuruşu yapan eser oldu. Bu nedenle, şu sıralar pek popüler olan ajanlara itiraz edip ‘’hafiye külliyatının en nadide eserleri’’ ile bu akımı bastırmayı planlıyoruz. Basil Rathbone’lu seriden ‘’Sherlock Holmes in Washington’’, Robert Altman’ın değeri bir türlü anlaşılamamış eseri ‘’The Long Goodbye’’ ve bir Orson Welles klasiği olan ‘’Touch of Evil’’ bu karşı atak planımızın ağır topları olarak vitrinimizdeki yerlerini almış durumdalar.

Sherlock Holmes in Washington

Sherlock Holmes in Washington (1943)

120’li yaşlarının sefasını süren Sherlock Holmes’ün yeni kuşaklar tarafından geleni geçeni döven, zevk peşinde bir zampara olarak tanınmasının tek müsebbibi Guy Ritchie isimli çapsızdır. Shakespeare’den sonraki en meşhur İngiliz’i hâkim anlayışa kurban eden bu içlerindeki İrlandalı’nın Holmes portresini unutup 1930’lu ve 40’lı yıllara gidersek, hikâyelere ve Holmes realitesine saygılı bir düzine filmlerle karşılaşmaktayız. Sherlock Holmes’ü canlandıran oyuncular içerisinde en iyi performansı ortaya koyan Basil Rathbone ile Doktor Watson rolündeki Nigel Bruce’un mükemmel uyumundan feyz alan filmler içerisinden biri ön plana çıkarmak kolay olmasa da, İngiliz kültürüyle kendinden kopan bir parça olan Amerikan kültürü arasındaki tezadı irdeleyen, İkinci Dünya Savaşı’na dair güncel bir hikâyeyi Sherlock Holmes kalıplarına uygun bir şekilde aktaran Sherlock Holmes in Washington’ı alıp vitrine koymaya karar verdik. Büyük bir ülkeye küçük bir kibrit kutusunu aramaya gidebilecek yegâne hafiye olan Sherlock Holmes’ü aslına uygun bir şekilde görmek istiyorsanız hiç durmayın, aradığınız şey Basil Rathbone’lu bu seride efendim.

The Long Goodbye

The Long Goodbye (1973)

Raymond Chandler’ın Philip Marlowe karakteri onca filme konu oldu ama hiçbiri, buna Bogart’ın Marlowe yorumu ve The Big Sleep dâhil, ‘’Bir The Long Goodbye değil’’; baştan söyleyelim. Varoluş sıkıntılarıyla kıvranan ve ‘’Marlboro Man’’ lakabıyla taltiflendirilecek kadar sık sigara içen Marlowe’a Elliot Gould’un getirdiği çarpıcı yorum ve Robert Altman’ın karakterini bırakıp çiftleşen köpekleri gösterecek kadar atıl bıraktığı hikâye ile emsallerinden ayrılan bu eserin, hak ettiği konuma erişememesini bir türlü anlamlandıramasak da tam anlamıyla ümidimizi yitirmiş değiliz. En az film kadar ünlü parçasının vesilesiyle nabzını hafif hafif hissettiğimiz bu eseri öpüp koklayın efendim, ne öncesinde ne de sonrasında böylesine ‘’başıboş’’ bir hafiye filmi mevcut değil sonuçta, bunu kaçırırsanız 30-40 yıl daha beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Touch of Evil (1958)

Bu haftaki seçkimizde yer alan diğer iki filmin yanına, net bir hafiye filmi olmamasına rağmen, bu filmi koymamızın tek nedeni, sinema tarihinin en iyi hafiyesi olabilecekken küçük hesapların peşinde Meksika sınırında heder olan Hank Quinlan karakteridir. Orson Welles‘in hem yönetip hem Quinlan’ı canlandırdığı Touch of Evil, hangi tür içerisinde ele alırsanız alın, en iyiler arasında anmak zorunda olduğunuz bir eserdir. Işık ve gölge oyunları arasında anlattığı sert hikâyesi ve ustalarla dolu oyuncu kadrosuyla görmediğiniz her günü kayıp yazdırabilecek bu eseri fırsatını bulmuşken dükkânımıza yerleştirdik, Citizen Kane diye diye kendini paralayanlara Touch of Evil ile kontra yapma keyfine hiç değinmiyoruz bile.