01.06.2016

Züccaciye Dükkânında Bir Sinefil – 13

Efendim bu haftaki temamız ‘’yoksulluk’’; filmlerimiz Vittorio De Sica’dan ‘’Bisiklet Hırsızları’’, Yılmaz Güney’den ‘’Umut’’ ve Mecid Mecidi’den ‘’Serçelerin Şarkısı’’; düsturumuz ise ‘’Ricci’nin bisikleti neyse Cabbar’ın at arabası veya Kerim’in motorsikleti’’ odur. Fark ettiyseniz her zamanki laf kalabalığını yapmadık, ciddi konularda az ve öz konuşmayı öğrenecek kadar uzun süre esnaflık yaptık bu coğrafyada ne de olsa.

Bisiklet Hırsızları (1948)

İtalya’daki Yeni Gerçekçilik akımının en önemli isimlerinden olan Vittorio De Sica, İkinci Dünya Savaşı’nın akabinde büyük bir yıkım yaşayan İtalya’dan öyle bir öyküyle gelir ki sinema tarihinin akışı değişmek zorunda kalır. O zamana kadar steril hayatların suya sabuna dokunmayan öykülerini anlatan ve gerçek dünyayı görmezden gelen sinemacılar, De Sica’nın öncülüğündeki Yeni Gerçekçilikle birlikte, bulanık sulara dalarak eline geçirdiklerini dışarı fırlatmaya başlarlar. Fakir bir dış mahallede, eşi ve iki çocuğuyla geçinmeye çalışan Ricci’nin, iş bulma kurumunun verdiği iş için gerekli tek ön şart olan bisikletinin ilk iş gününde çalınmasıyla gelişen olayları anlatan Bisiklet Hırsızları, hem akımın hem de sinema tarihinin en iyi işlerinden biri olarak hala etkileyiciliğini ve geçerliliğini korumaktadır. Siyah ile beyazın estetiği altındaki bu kapkara hikayede hiçbir karakterin yerinde olmak istemeyeceğinize emin olsak da Antonio Ricci, Bruno veya Maria ile empati kuracağınıza inanıyoruz; Avrupa’nın refaha giden yolda çektiği çileleri görebilmeniz için bu eseri ayağınızı kadar getirmiş bulunmaktayız.

Umut (1970)

Bizdeki sosyal gerçekçiliğin en büyük temsilcisi olan Yılmaz Güney’in senaristliğini, yönetmenliğini ve yapımcılığı üstelenip üzerine başrolünde yer aldığı Umut, tüm zamanların en iyi Türk filmidir, açık ve net olarak. ‘’Umut fakirin ekmeğidir.’’ sözünün ispatı olarak sonsuza kadar geçerliliğini koruyacak olan Umut, ailesini geçindirmek için faytonculuk yapan Cabbar’ın çırpınışlarını birer tokada dönüştürerek kolay kolay unutulmayacak bir deneyime dönüşüyor. Yoksulluk, adaletsizlik, ayrımcılık, din tacirliği ve üçkâğıtçılık ile inşa edilmiş bir Türkiye portresi çizerek zamanında yasaklanan bu eşsiz eser hakkında söylenecek her söz eksik kalacağından lafı uzatmıyoruz; öznel görünümlü cümlelerimizin aslında ne kadar da nesnel olduğunu Umut’u izledikten sonra anlayabilirsiniz.

serçelerin şarkısı

Serçelerin Şarkısı (2008)

İran’ı en içten şekilde gözler önüne seren Mecid Mecidi’nin Serçelerin Şarkısı eseri tipik bir Mecidi filmidir ve başkarakter Kerim, yoksullukla sınanan ve doğruyla yanlış arasında yaptığı tercihlerin getirdiği vicdani ağırlığın altında ezilen biri olarak, rahatlıkla Mecidi’nin bütün filmografisine genellenebilecek bir karakter tipidir. Tahran’ın taşra kısmında yaşayan ve deve kuşu çiftliğinde çalışan Kerim’in kaçan bir deve kuşu nedeniyle işsizlikle karşı karşıya kalması üzerine gelişen olaylar, bir yaşam mücadelesinin ötesine geçerek, rızık ve Allah, muhyi ile ihya arasında geçen kuvvetli bir inanç filmine dönüşür. Ülke olarak bir türlü değerlendiremediğimiz bu temayı, bir Türk karakterin İbrahim Tatlıses parçalarıyla bezeli hikâyesiyle sunan Mecidi’nin Serçelerin Şarkısı’nı izlemeden yeterince idrak edemeyeceğinizi düşündüğümüzden vitrinimizde özel bir yer ayırdık kendisine; gelin, alın ve izleyin.