01.06.2016

Züccaciye Dükkânında Bir Sinefil – 8

Malumunuz ülke olarak tuhaf günlerden geçiyoruz ve her tarafımıza sirayet eden ülke gündemine takılıp kalırsanız, maazallah, istenmeyen zihinsel problemlerle baş başa kalabilirsiniz. Böyle bir şeyi istemeyiz tabii ki bu nedenle biraz olsun stres atmanız ve kendinizi okyanus ortasında yer alan, bir yeri başka bir yerine denk, dertsiz tasasız ada insanlarıymışsınızcasına gülüp eğlenebilmeniz için bir “eğlence paketi” hazırladık. Bu paketin içerisine Stanley Kramer’in It’s a Mad, Mad, Mad, Mad World, Mel Brooks’un The Twelve Chairs ve Carl Reiner’ın The Jerk filmlerini koyduk, keyifli okumalar dileriz efendim.

It’s A Mad, Mad, Mad, Mad World (1963)

Stanley Kramer, vicdana ve duruşa sahip bir yönetmen olarak Inherit the Wind (1960), Judgment at Nuremberg (1961), Guess Who’s Coming to Dinner (1967) gibi ses getiren ve “ağırlığı olan” bir dizi esere imza attı hem de McCarthy’nin cadı avı tam olarak bitmemişken. Gösterdiği bu cesaret sonrası, belki de kendisini zihinsel olarak yıprattığından, bir anda dümen kırarak dönemin ünlü komedi oyuncularından oluşan eğlenceli ve kendisinden beklenmeyecek ölçüde fütursuz bir iş olan It’s a Mad, Mad, Mad, Mad World ile izleyicisinin karşısına çıkan Stanley Kramer, iyi ki komediye soyunmuş dedirtecek kadar muzip ve bitmek bilmeyen enerjisiyle dikkat çeken bir eseri arkasında bırakmış durumda. Bir trafik kazasıyla başlayıp hastanede son bulan ve Tom ile Jerry’nin arasındaki kovalamacaları aratmayan sahnelerden silsilesinden oluşan bu eseri, gülmeye en çok ihtiyacınızın olduğu bu günlerde raflara yerleştirerek satışa sunuyoruz efendim; deneyin ve etkisini görün.

The Twelve Chairs (1970)

Mel Brooks dendiğinde komedi sevdalıları için akan sular durur; Young Frankenstein (1974), Blazing Saddles (1974), Silent Movie (1976), High Anxiety (1977), Spaceballs (1987) gibi eserlerle bugün bile izleyicileri eğlendirmeyi başaran ve komedi türünde çıtayı aşılmaz bir noktaya koyan Brooks’un eserleri içerisinde maalesef The Twelve Chairs’in hakkı pek verilmez tuhaf bir şekilde. Tamam, bahsettiğimiz film, High Anxiety gibi bir Hitchcock geçidi ya da Silent Movie gibi türe eski yöntemlerle yeni soluk getiren değil bir eser değil; Blazing Saddles gibi çığırından çıkan bir başucu filmi olduğunu da iddia etmiyoruz ama Mel Brooks’un en derli toplu, kendisinden beklenmeyecek derecede hüzünlü ve içsel olan bu eserin yok sayılmasını ne anlamlandırabiliyoruz ne de bu durumu kabullenebiliyoruz. Mel Brooks’un bahsi geçen eserleriyle nerde o eski komediler güzellemesi yapanları ortamlarda rezil edebilmeniz için The Twelve Chairs’i maliyet fiyatına bırakıyoruz; biz üstümüze düşeni yaptık, gerisi size kalmış artık.

The Jerk (1979)

Komedi söz konusu olduğunda Mel Brooks, Blake Edwards, ZAZ, Monty Python gibi kişi ve grupların yanına Steve Martin ismini eklediğinizde güldürmeyen bir şaka etkisi yaratabilirsiniz. Sinema dünyasının onca çabasına rağmen, buna Peter Sellers’in yerine Clouseau rolünde kendisine yer verme densizliği dâhil, Steve Martin kalite anlamında bahsettiğimiz isimlerin seviyesine bir türlü çıkamadı. Kendisi bu isimlerin seviyesine çıkamasa da, başrolünü üstlendiği The Jerk filmiyle, emsallerinin ortaya koyduğu işlerle birlikte anılmayı hak edecek bir eser ortaya koymuş durumda. Siyahi bir ailenin beyaz çocuğu olarak doğan, zekadan zerre nasibini almamış bir aptalın yaşadığı sıra dışı hayatın olabildiğince naif bir şekilde aktarıldığı bu eserin başrolünde Steve Martin var diye burun kıvırmayın, yanlışlıkla doğru bir iş ortaya koyduğunun garantisini, kendisinden hazzetmeyen bir müessese olarak verebiliriz.