01.06.2016

Züccaciye Dükkânında Bir Sinefil – 3

Efendim, bu hafta Holywood animasyonlarının naifliğinden sıkılanları animelerin deli dolu dünyasına götürerek unutulmaz eserlerin arasında keyifli bir yolculuğa çıkartmayı planlıyoruz; bu vaadi gerçekleştirebilmek için de vitrinimize Matrix’in temelini oluşturan Japonya menşeli Akira ve Ghost in the Shell ile Fransa yapımı Fantastic Planet’i bırakıyoruz.

Akira (1988)

Dünya çapında ses getiren ilk mangalardan olan ve Katsuhiro Ohtomo’nun kendi eserinden uyarladığı Akira, Matrix’i Matrix yapan sinemasal eserlerin başında yer almaktadır. Geride bıraktığımız 27 yılda post apokaliptik ve siberpunk türleri içerisinde kolay kolay sarsılamayacak bir konum elde etmeyi başaran Akira, Japonya halkının kolektif hafızasında yer etmiş atom bombasının bir benzerinin neden olduğu 3. Dünya Savaşı’nın sonrası geçen bir hikâyeyle karşımıza çıkmaktadır. Kendisini anarşinin kollarına bırakmış bir yeni Tokyo betimlemesi üzerinden yarattığı alternatif gerçeklikle, bizleri birçok yazınsal ve sinemasal eserden aşina olduğumuz totaliter bir rejimin arka planı ve defolarıyla yüzleştiren Akira, metinleri kadar çarpıcı karakter tasvirleri, muğlâk hikâyesi ve ‘’bilinmeyen bilinen’’ etrafına örülmüş gizem duvarıyla dikkat çekmeyi başarıyor.

Bilim kurgunun geldiği seviyeyi idrak edebilmeniz için olmazsa olmaz statüsündeki bu anime harikasını vitrinimiz en cafcaflı rafına bırakıyoruz, sinefil hafızanızı güçlendirmek için ara ara almanız yeterli olacaktır.

Ghost in the Shell (1995)

Matrix’e en az Akira kadar katkı veren Mamoru Oshii’nin Ghost in the Shell’i, eşine kolay rastlanılamayacak bir siberpunk anime olarak Holywood’un radarına gecikmeli olsa da girmiş bulunmakta maalesef. Katmanlı yapısı, kuvvetli metinleri ve çarpıcı görsel yapısıyla Blade Runner’dan Matrix’e giden yolda köprü vazifesi gören ve bilimkurgu sinemasının yapıtaşlarından biri olan Ghost in the Shell, sanal gerçekliğin her tarafımızı kuşattığı bir dünya tasviri ve devlet mekanizmasının geleceğine dair sağlam öngörüleriyle, bizleri, bugün içine doğru tam gaz yol aldığımız bir gelecekle yüzleştirmesi nedeniyle de değerli bir eserdir. Animasyon dendiğinde aklına Disney yapımı eserler gelen bireylerin zihinsel gelişimlerine ket vurabilmeniz ve kısa süre sonra karşımıza çıkacak yeniden çevrimine dolu dolu burun kıvırabilmeniz için Ghost in the Shell’i parlatıp buraya bırakıyoruz efendim.

Fantastic Planet (1973)

Animelerden sıyrılıp Avrupa’nın göbeğine geldiğimizde, karşımıza, bu türün en iyi işlerinden olan ve eğer istenilirse animasyonların da felsefe kitapları kadar hacimli olabileceğini gösteren Rene Laloux’un Fantastic Planet’i çıkıyor. Dev mavi yaratıklar olan Draaglar ile Draag medeniyeti tarafından köleleştirilen ve minik insanların oluşturduğu Omların arasındaki mücadeleyi ele alan Fantastic Planet, kendi içerisinde sınıflar yaratan ve diğer varlıklar üzerinde hegemonya kuran insanoğlunun kurduğu medeniyetin içerdiği adaletsizliğe, zulme ve yıkıcı etkilere ters yüz ettiği bir hikâye üzerinden keskin bir bakış atıyor.

Prag’da başlayıp Fransa’da son bulan ve 4 yıla yayılan sıkıntılı sürecin etkilerini filme pozitif olarak yansıtmayı başaran Laloux’un bu görsel ve işitsel ziyafeti, izlenildiğinde kolay kolay unutulmayacak kadar sert metinleriyle animasyon dünyasında kendine özgü bir yer edinmeyi başarmış durumda. Animasyonların çocuklara ve hep çocuk kalanlara yönelik olduğunu düşünenleri utandırmanız için vitrinimize bu harika eseri bırakıyoruz efendim, siz gereğini yerine getirirsiniz.