03.06.2016

YEŞİLÇAM: Züğürt Ağa

züğürt ağa

Bazı yönetmenler vardır; çektiği filmlerle kendi sinemalarını oluştururlar. Bazı filmler vardır; bizlere yönetmenin adını duyururlar. Yavuz Turgul‘un senaryosunu yazdığı, Nesli Çölgeçen‘in ikinci filmi olan Züğürt Ağa, kanımca sinemaseverlere yönetmenini duyuran filmlerdendir. Film, 80 askeri darbesi sonrası Türkiye’deki toplumsal, siyasi ve ekonomik değişimlere ve bu değişimlere ayak uydurmaya çalışan bir toprak ağasına odaklanır.

Güney Doğu’daki Haraptar adlı küçük bir köyün temiz kalpli, vicdanlı ağası ( müthiş performansı ile Şener Şen) köydeki kuraklık yüzünden zor durumdadır. Verimsiz toprağın üzerine marabalarının hırsızlığı eklenince ağa, çareyi köyü satıp İstanbul’a göçmekte bulur. Denediği hiçbir işi beceremeyen, üstüne üstlük sürekli kazıklanan ağanın mal varlığı yavaşça tükenir ve ağa, ona destek olan gizli sevdalısı Kiraz ile yaşamak için bir çıkış yolu arar.

Züğürt Ağa, komedi unsurları barındırmasının yanında, dönemin ve hatta gelecek dönemlerin sorunlarına değinen çok yönlü bir filmdir. Göç temasını işleyen filmler arasında, sistemi bu denli eleştiren, toplumun genel ahlak yapısının nasıl bozulduğunu bu denli gösteren başka film olmamıştır. Filmi kırsal kesimdeki ve kentteki hayat olarak ikiye ayırabiliriz. Kırsalda dönemin siyasetçilerinin özellikle ülkenin doğusuna karşı tutumunu, din adamlarının toplum üzerine etkisini, insanların kadınlara olan bakış açısını ve genel olarak yoksunluğu gösterir film. Özellikle birkaç replikle, oradaki durumun vehametini gözler önüne serer:

Ağa: Pir Habbab’a okuttuk belki on defa. Ama nafile, aklını karılarla bozmuş.
Abuzer: Ben derim ki doktora götür.
Ağa: Pir Habbab’ın yapamadığını doktor nasıl yapar?

Büyük şehirde durum daha da vahimdir. İnsanlar kırsaldan göçerek kalabalıklakmış, trafik artmış, yitirilen etik değerler büyük bir yozlaşmaya yol açmıştır. Kısacası şehir, Züğürt Ağa gibi alışık olmayanın üzerine üzerine gelmektedir. Dönemin toplumsal ve politik yapısını düşünürsek, filmin namuslu insanlara yer kalmadığını gözler önüne serdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Züğürt Ağa‘yı Türk sinemasında bu denli önemli kılan başka bir faktör de kesinlikle oyunculuklardır. Özellikle Erdal Özyağcılar (Kiraz’ın abisi Kekeş Salman rolünde), Füsun Demirel (Ağanın karısı) ve Bahri Selin‘in (Abdo Ağa) harika iş çıkardığını söyleyebiliriz. Bununla beraber bence Şener Şen‘in en unutulmaz performansı bu filmdedir. Kırsaldaki söz geçiren ağadan, şehirdeki çaresiz Züğürt Ağa‘ya kadarki tüm karakter geçişlerini oldukça başarılı sergilemiştir. Filmin sonundaki ayağında terlik ile ‘çiğköfte’ satarken, ‘ağa’ sıfatını üzerinden atıp basit bir vatandaş olmanın sadeliğini gördüğümüz sahne özellikle tekrar tekrar izlenesidir.

İnsanlığı güzel Züğürt Ağa‘nın (belki de bu yüzden şehir ağalığını becerememiştir) yolculuğunu, politik ve toplumsal göndermeler eşliğinde, içine temiz bir aşk da katarak anlatan  bu güzel film, kendinden sonraki Muhsin Bey gibi pek çok film için ışık tutmuştur. Bir toprak ağasını pozitif şekilde ele alan tek film olması ile kıymetli; ince esprileri ve barındırdığı anlamları ile  bir baş ucu filmidir “Züğürt Ağa”