29.10.2022

10. Boğaziçi Film Festivali Günlükleri – 2

Film gösterimleri ve yan etkinlikleriyle son sürat devam eden 10. Boğaziçi Film Festivali’nde ikinci yazımla sizlerleyim. Bu yazımda festival seçkisinde izlediğim dört filmi paylaşacağım.

Hat hét (Altı Hafta)

Festival maratonumun beşinci filmi, yönetmenliğini Noémi Veronika Szakonyi’nin yaptığı Hat hét oldu. Yeni doğanın kızını evlatlık veren genç bir annenin fiziksel ve ruhsal çelişkiler içindeki fırtınada sürüklenen benliğini ahlaki değerleriyle irdelemesini temiz bir anlatımla aktaran film, duyguları dramatize etmeden yansıtıyor. Hikâyenin ilk andan itibaren dozunda ilerleyen akışı yer yer yükselirken başrolün baskın performansıyla izleyicisini kendisine bağlamayı başaran film, yönetmenin doğru tercihlerinin meyvesini farklı sorgulamaları beraberinde getiren final sahnesiyle alıyor.
Filme puanım: 6/10

Kar ve Ayı

Festivalin kendi adıma izlediğim altıncı filmi ise Selcen Ergun ilk uzun metrajı Kar ve Ayı oldu. Kış mevsiminin beyaz derinliği içinde karın dış dünyadan kopardığı bir köye atanan hemşirenin ataerkil sisteme karşı mücadelesine odaklanan film, kısa sayılabilecek süresinde hikâyenin çekirdeğini oldukça geç ortaya çıkarıyor. Her geçen dakikayla gizem faktörünün ağırlığını hissettirerek hikâyeyi polisiye kıvamına getirdiği filmde başrolün gereğinden daha yüzeysel işlenişi, beklenenin aksine daha sönük kalan finali ve senaryodaki gereksiz tekrarlar ise en büyük handikaplar oluyor. Yönetmenin ilk uzun metrajı olmasına karşın gelecekteki yeni projelerini takip etme adına olumlu sinyaller de veren film, özellikle görüntü yönetmeninin doğayı enfes görüntüler eşliğinde yansıtmasıyla hatırlanacak türden bir iş.
Filme puanım: 5,5/10

Ashkal

Youssef Chebbi imzalı Ashkal da festivalde izleme şansı yakaladığım yedinci yapım oldu. Yanmış cesetlerden oluşan bir zincirin halkalarını uç uca ekleyerek bilinmezliklerle dolu boşluklarını seyircisiyle birlikte doldurmaya çalışan film, hızını alamadan dizi bölümü misali bir final yapıp duvara tosluyor. Anlatımını polisiye unsurlarla zenginleştirmek istemesine karşın biriktirdiği ipuçlarını bir türlü çözüme kavuşturamayan film, koca bir hiçlikten haline dönüşüyor. Tutuk kalan ve bir türlü ateş almayan senaryo ise kıvılcımlar oluşturmaktan başka bir işe yaramıyor.
Filme puanım: 4/10

Karanlık Gece

Festival seçkisinde en merak ettiğim yapımlardan biri olan Özcan Alper’in Altın Portakal En İyi Film ödüllü filmi Karanlık Gece, aynı zamanda şu ana dek izlediğim işler arasında favorilerim arasına yerleşmeyi başardı. Vicdanın yarasını deşen suçluluk duygusunun hakikati ortaya çıkarma arzusuyla karşı karşıya geldiği film, insanoğlunun en vahşi yönünü taşranın korkunç karanlığı arasından gün yüzüne çıkaran harika bir iş. Toplu bir öfkenin parçası haline gelen fakat benliğini kurtarmaya çalışırken daha da dibe çekilen bir karakterin çıkmazlarını suç-gerilim hattı arasında salınan anlatımına hapseden Özcan Alper, olgun sinema dilinin en leziz yanlarını usta bir şef usulünce cömertçe paylaşıyor. Onlarca parçaya bölüp farklı bir kurgu yolunu seçerek büyük bir risk almasına karşın bunun karşılığını kusursuz bir şekilde alan Alper, ilmek ilmek ördüğü hikâyesinin ayakları yere sağlam basan yanları sayesinde anlatımına güç katıyor. Yaşadığımız coğrafyanın hiçbir zaman bitmeyen gerçekliğinin içini oyarak irinini akıtan hikâye, ataerkil düzenin eline bulaşan kirli kanla ahlaki değerlerini (!) boğuyor. Berkay Ateş önderliğindeki güçlü oyuncu kadrosunun uyumu ise hikâyenin katmanlarını daha da güçlü kılıyor.
Filme notum: 8/10

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…