02.09.2018
Başka Sinema Eylül Ayı Filmleri
Barbara - 5 Eylül
1980’lerin Doğu Almanya’sında, Barbara Doğu tarafından çıkmak için vizeye başvurur. Başvuruyu yapmasıyla birlikte Berlin’de doktor olarak çalıştığı hastaneden kırsal alana sürülür. Yeni iş arkadaşlarının da muhbir olmasına dair korkusuyla Barbara yeni sürüldüğü bölgede oldukça mutsuz bir hayat yaşamakta ama bir yandan göze batmamaya çalışmaktadır. Kaçma planları hala gündemde de olsa çocuk doktoru Andre’nin hayatına girmesiyle her şey yeni bir perspektifte ışık kazanacaktır. 2012 Berlin Film Festivali’nde En İyi Yönetmen dalında Gümüş Ayı kazanan Christian Petzold’ün yönettiği film, 31. İstanbul Film Festivali’nde Dünya Festivallerinden bölümünde seyirciyle buluşmuştu.
Transit - 7 Eylül
İkinci Dünya Savaşı döneminde, Paris’te yaşayan Alman Georg, Nazi birliklerinin şehre yaklaşmasıyla kendini Marsilya’ya atar. Ölü bir yazardan kendisine kalan belgeleri kullanarak Meksika’ya kaçmayı amaçlar. Ancak Marsilya’da tanışacağı Marie, Georg için her şeyi değiştirecektir. Anna Seghers’in 1942 yılında yazdığı aynı adlı romanından uyarlanan Transit, aynı zamanda 2018 Berlin Film Festivali’nde En İyi Film ödülüne adaydı.
Western - 14 Eylül
Alman işçilerden oluşan bir grup, Bulgaristan kırsalında, zorlu bir şantiyeye çalışmaya gider. Uzak ve yabancı topraklarda çalışma fikri, işçilerin içindeki macera duygusunu kabartır ancak her şey sandıkları kadar eğlenceli geçmeyecektir. Grup bir yandan da dil engelinden ve kültürel farklılıklardan oluşan önyargılarını ve güvensizliklerini aşmalıdır. İşçiler, köylülerin sevgisini kazanıp kabullenilmek için birbirleriyle yarışmaya geçince şantiye bir arenaya dönüşecektir.
Beast - Canavar - 14 Eylül
Küçük bir adada yerleşik küçük bir toplulukta yaşayan genç bir kadın, adaya dışarıdan gelen bir yabancıya âşık olur. Baskıcı ailesinden uzaklaşabilmesi için kadına güç ve destek veren adamın seri cinayetler işleyen bir katil olduğu iddia edildiğinde kadın, her şeye ve herkese rağmen adamı savunacaktır. Michael Pearce’ın muhteşem manzaralar ve boğucu toplum baskısı eşliğinde gerilim dozu git gide artan ilk filmi Canavar, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı.
Güvercin - 21 Eylül
Yusuf, Adana’nın kenar mahallelerinden birinde, ağabeyi ve ablasıyla birlikte yaşayan bir gençtir. Oturdukları evin çatısında, ölen babasından kalan güvercinlerini tutkuyla besleyip eğitmektedir. Yusuf, Maverdi adını verdiği dişi güverciniyle özel bir bağ kurmuştur. Ağabeyi Yusuf’a, çalışması ve para kazanması konusunda baskı yapar. Kuşlarından başka bir dünyayı tanımayan Yusuf, çalışma hayatı ve mahallesinin gerçekleriyle yüzleşir.
Radiogram - 21 Eylül
Yıl 1971. Komünist rejim altındaki Bulgaristan’da dini ifadeler ve batı kaynaklı müzik ulusal tehdit kabul edilmektedir; BBC, Deutsche Welle, Özgür Avrupa Radyosu yasaklıdır. Yaşanmış bir hikâyeden esinlenen Radiogram, işte bu dönemde, rock’n’roll delisi küçük oğluna yeni bir radyo almak için 100 kilometre yürüyerek en yakın şehre giden bir babanın hikâyesini anlatır. Kimlik, müziğin gücü ve özgürlük hakkındaki bu sıcak dram, Bulgaristan’ın tam merkezinde, Pomakların yaşadığı Rodop Dağları’nda geçiyor. Radiogram, gerçek hikâyeler, rock’n’roll, Demirperde günleriyle ilgilenenlerin büyük keyif alacağı, “müzik özgürlüktür” ifadesine yeni bir anlam katan sıcak bir film.
Halef - 28 Eylül
Portakal hasatı için Adana’ya, annesinin yanına gelen Mahir, karşısında beklemediği bir misafir bulur: Yıllar önce bir kaza sonucu ölen abisinin reenkarnasyonu olduğunu iddia eden Halef. Uzak durmaya çalışsa da, farklı vesilelerle bir araya gelmek zorunda kaldığı Halef’in çocukluk yıllarına dair anlattıkları, Mahir’in kafasını karıştıracaktır. Hayvanların bile yeniden dünyaya gelmiş̧ insanlar olduğuna inanılan, tavaf edilen dergâhlar, şifalı taşlar ve muskalarla örülü bu mistik dünyada, hayata rasyonel bakan Mahir’in mistisizme, mistik bakan Halef’inse şüpheciliğe kaymasıyla yalpalayan ve kerterizlerini yitiren iki kardeşin öyküsü, her şeyin başladığı yerde bitecektir.
Touch Me Not - Dokunma Bana - 28 Eylül
Yakınlık ihtiyacı, cinsel fetişler ve estetik güzelliğin farklı tanımları, Berlin’de Altın Ayı’ya layık görülen bu ilginç Romen filminin ana temaları. Kurmaca film, psikoterapi seansı, rol oyunları ile belgesel arasında tanımsız bir noktada duran Dokunma Bana, filmin yönetmeninin de dahil olduğu ilginç karakterlerini felsefe tartışması, beden egzersizi ve ruhsal sağaltım seansları arasında gözlemliyor. Romen yönetmen Adina Pintilie’nin ilk uzun metrajlı bu filmi, beden algılarını sonuna kadar zorlarken önyargıların ne kadar yıkıcı olduğunu gözlemleyen deneysel bir dram.