16.02.2017

Berlin Film Festivali: Helle Nächte

Mert TANÖZ

Yeni filminde yönetmen Thomas Arslan bir baba-oğul ilişkisine çeviriyor kamerasını bizler için. Berlin’de başlayıp Norveç’e uzanan bir yol hikâyesi olan Helle Nächte (Bright Nights) yıllar sonra ortaya çıkan bir babanın oğlu ile ilişkisini belgesel tadında işliyor.

Babasının ölüm haberini alan Michael (Georg Friedrich) onun dileğini yerine getirmek ve yaşadığı yere gömmek için Berlin’den yola çıkmaya karar veriyor. Ancak bu yolculuğu tek başına yapmak istemeyen Michael, kız kardeşinden olumlu yanıt alamayınca bu yolculuğa yıllardır görmediği oğlu Luis (Tristan Göbel) ile çıkıyor. Dedesine veda etmesi için yanında getirdiği Luis ile arasındaki gerilimi, Luis’in yaşı gereği daha da körüklenen nefretini aşmayı bir türlü başaramasa da pes etmiyor. Yıllar sonra yakaladığı bu fırsatın peşini bırakma niyeti olmayan Michael, oğluyla telefonlardan ve diğer insanlardan uzakta geçireceği bir kamp planı yapıyor. Ne var ki işler Michael’ın planladığı kadar mükemmel gitmiyor.

Yıllar sonra geri dönen Michael ile ergenlik çağına girmiş Luis arasındaki gerilimli ilişkiye fazla müdahale etmemeye çalışıyor yönetmen Thomas Arslan. Başlangıç ve bitiş noktaları belli olan hikayede karakterlerin geçmişleri hakkında bilgiler vermekte aceleci davranmamaya da özen gösteriyor. İzleyicinin bu yavaş ilerleyen hikâyeyi sindirmesine zaman tanıyan Arslan, bir belgesel havası yakalamayı ve baba – oğul ilişkisini doğal bir dille ele almayı da başarıyor. Yavaş temposu sayesinde Michael ve Luis arasındaki o tuhaf sessizliğin belirginleştiği filmde, özellikle arabayla dağa çıktıkları sahnede kendini daha da yoğun hissettiriyor bu rahatsız edici sessizlik.

Bir baba oğul hikâyesi

Daha önce Fatih Akın’ın Tschick (Elveda Berlin) filminde izlediğimiz Tristan Göbel, Helle Nächte’de de benzeri bir rolle çıkıyor karşımıza. Günümüz Almanya’sında sıkça görmeye başladığımız o agresif, o özgüveni sağlam gençliği iyi yansıtıyor. Türk aile yapısında muhtemelen asla göremeyeceğimiz bir karakter olan Luis ile Doğu ve Batı Almanya’yı yaşamış babası arasındaki farkın yaştan öteye geçtiği ise kendini daha da belli ediyor. Zira günümüz Almanya’sında anlaşılan özgürlük kavramından çok daha farklı bir özgürlük içine doğan Michael’in dünyaya bakış açısı ile yeni neslin temsilcisi Luis’in bakış açısı arasındaki fark kendini filmin hemen her saniyesinde hissettiriyor.

Dürüst olmak gerekirse Helle Nächte filmi her izleyicinin beğeneceği, keyif alacağı filmlerden değil. Ağır temposu ve karakter çözümlemesini izleyiciye bırakmasıyla hayatı hızlı yaşamaya, direkt sonuca varmaya alışık günümüz insanının sabrını biraz zorluyor. Hemen her gencin yaşadığı o sıkıcı ama mecburi yolculuklardan birini anlatan filmde Norveç’in doğal güzellikleri ise insanı ayrıca büyülüyor.