24.08.2022

Game of Thrones Sezon Finali İncelemesi

Yaşar Anıl Cantepe

The Dragon and the Wolf

“Bir sezonun daha sonuna geldik” herhalde duyup duyabileceğiniz en banal cümlelerden birisidir bu herhangi bir sezon finali için. Ancak banallik bu noktada Game Of Thrones’un her sezon finali bölümü için söylenebilecek, komple bütünlüğü sağlayabilen tek kelime. Bu bölümde de bu anlayıştan bir sapma görmedik. Genel olarak tüm sezon finallerine baktığımızda bolca dramaya, bolca sağ gösterip sol vurmaya ve de bolca seyirci açısından hayal kırıklığına rastlarız. Nitekim bu sezon finali de bu trendi sürdürme konusunda öncüllerinden geride kalmadı.

Öncelikle hayal kırıklıklarından başlayalım. Üç monarkın buluşması baştan aşağıya hayal kırıklığıydı. Özellikle, Cersei’nin sakinliği ciddi şekilde buluşmayı çok renkli bir hal alabilecekken inanılmaz bir sıkıcılığa boğdu. Tamam, Euron’un sahte kaçışı eğlenceliydi ancak geri kalan kısım klasik “birlik olmalıyız, yaşamı ön plana almalıyız” söylemi üzerine kurulunca sıkıcılık derecesi inanılmaz boyutlara ulaştı. Zaten sağ gösterip sol vurmaların Game Of Thrones standartlarında inanılmaz derecede alışılmış olması, insanı bölüm içinde sürekli her olayın ardında bir çapanoğlu bulmaya zorlamaktaydı. Nitekim bu buluşmada da bunlara bayağı bir rastladık. Euron’dan bahsettik zaten, benzer bir durumu da Cersei yaşattı bize. Herkesin, onun fevri kararlar alabileceği üzerine olan kanısını kullanarak buluşmadan çekildi, tabii daha sonrasında Tyrion gidip onu getirene dek. Tabii, artı kısımlar hiç mi yok? Var, ancak kabul edilmelidir ki Beyond the Wall’un ardından nasıl bir bölüm gelirse gelsin hayal kırıklıkları olacaktı. Nitekim bu bölümde de buna fazlasıyla rastladık.

Targaryen & Stark

Finalin en enteresan olarak tanımlanabilecek kısmı kuşkusuz Rhaegar Targaryen’i ilk defa görüşümüzdü. Klasik beyaza çalan sarı saçları ile Lyanna Stark ile birbirlerine evlilik yeminlerini ederken gördük. Tabii, Bran sağ olsun. Samwell Tarly’nin gelişi, bu noktadaki boşluğu dolduran adım oldu. Çünkü Bran, hepimiz gibi, arada bir yemin olmadığı ve Lyanna’nın tecavüze uğradığını düşünerek Jon’un aslında piç statüsünü koruduğunu düşünüyordu. Ancak, Samwell’in ikilinin evlendiğini söylemesi işleri değiştirdi, Bran da bizlere ikilinin nikah törenini izlettirdi ve Jon’un Westeros tahtında söz hakkı olduğu kanıtlanmış oldu. Böylelikle de, Robert Baratheon’un isyanının manasız bir hareket olduğu da kanıtlanmış oldu. Acaba bu noktada da ortalığı, Littlefinger ve Varys gibi adamlar mı karıştırmıştı? Westeros üzerinde kim oyunlar oynuyor?

Littlefinger demişken oradan devam edelim. Sezon başından beri, Sansa’nın Jon’a karşı bir bayrak açacağı yönünde sürekli tahminde bulunuyordum ancak iş o kadar bozuldu ki belli bir noktada… Artık, güzelim Sophie Turner’ın suratını görmek istemez hale gelmiştim bu yüzden. Bu bozulmanın son bulması açıkçası beni sevindirdi. Tabii, bir “punchline” beklentisi her zaman vardı ama Littlefinger’ın ölümü bu beklentinin ötesindeydi. Sonuçta her zaman tehlikeden başarıyla kaçmış bir adamdı Littlefinger fakat Arya Stark’tan kurtulamadı. Gerilimle, Sansa’nın ağzından Arya için bir idam kararı beklerken bunun yerine Littlefinger’ın ölümünü gördük. Tabii, Bran’ın katkılarını da unutmayalım. Brandon Stark… Her şeyi kolaylaştırıyorsun aslanım.

Ayağa kalkan Theon Greyjoy

Theon Greyjoy… Ah Littler Theon… Theon Greyjoy’un travmatize olmuş o ruh halinden sıyrıldığı ve Eddard Stark tedrisatından geçmiş birisine “YARA”şır biçimde ayağa kalktığını gördük. Jon’un onla yaptığı konuşma, Theon’u ayağa kaldıran etken oldu. Ufak filosunun kontrolünü tekrardan eline aldı adamların saygısını kazanarak. Tabii ki mümkün olabilecek en Demir Adalı yöntemiyle yaptı bunu. Ölümle! Ona meydan okuyan cüsseli bir abiyi öldürerek Yara’yı kurtarmaya gitti. Önemli bir mesaj da verdi giderken, bazı vücut uzuvlarının gereksiz olduğunu gösterdi.

Dizi başladığından beri beklediğimiz kavuşma da gerçekleşti finalde. Jon ile Dany, Üç Monark’ın buluşmasında yakınlaşmalarını pekiştirerek; Kuzey’e gidiş yolunda da aynı yatağı paylaştılar. Tabii, yine Game of Thrones usulüyle. Her ne kadar ikisi hakkında kurulan evlilik düşleri, Dany’nin çocuk sahibi olamayacağı kehanetii sebebiyle gerçekleşemeyecek kadar uzakta görünse de… Bunun geleceğini açıkçası öngörebiliyorduk, meşhur cadının kehanetine göre Dany çocuk sahibi olamayacak, her ne kadar Jon buna inanmadığını belirtse de bu kehanette gerçeklik payı var. Özellikle, Dany’nin geçmiş ilişkilerini düşünürsek hiçbir şekilde bir hamile kalma endişesi taşımadığını gördük. Fakat, yine aynı cadıya göre “güneş batı’dan doğuncaya kadar çocuk sahibi olamayacak” Dany. Ya Long Night’ta böyle bir şey olursa? Seri şenleneceğe benziyor.

Diziyi The Walking Dead’e çeviren White Walker’lar

Finalin en şaşırtıcı kısmı ise White Walker’ların Sur’u yıkıp ilerlemesini bile geride bırakan Jaime Lannister’ın Cersei’yi terk etmesiydi. Belki de, Westeros’ta sözünü tutması konusunda en kötü repütasyona sahip olan insan, dünya üzerindeki en sevdiği kişiye sırtını dönerek sözünü tutmaya Kuzey’e savaşmaya gitti. Tabii, Jaime’nin biz içini bildiğimiz için kendisinin aslında bu denli bir Eddard Starkvari bir hamle yapabilecek kuvveti içinde barındırdığını görebiliyorduk. Cersei’ye olan aşkı her ne kadar her zaman bu karakterini baskılasa da sonunda o engelden kurtuldu Jaime.

Diğer bir şaşırtıcı taraf ise ayrılık sahnesinde Cersei’nin Iron Bank’in ve Golden Company’nin desteğinden söz etmesiydi. Iron Bank mevzusunu biliyorduk ancak Golden Company biraz sürpriz oldu. Cersei’yi kesinlikle ileride bu paralı askerler konusunda bir sürpriz bekliyor, kitapları okuyanlar bu noktadaki ipucunu anladılar diye düşünüyorum.

Son olarak, diziyi komple The Walking Dead’e çeviren White Walker’lar hakkında konuşalım. An itibariyle ejderha destekli Eastwatch’a yapılan saldırı ile Sur’u yıktı zombi kardeşlerimiz. Nereye kadar ilerleyecekler; Jon, Azor Ahai’ye dönüşüp Night King’i alt edebilecek mi? Bilinmiyor. Son bariz gözüküyor aslında, klasik iyi – kötü kapışması. İyiler içinde bir kenara atılmış olan ezilmişlerin ön plana çıkıp zaferi iyilere getirmesi en olası senaryo. George R.R. Martin’in evreninde de aksinin olması beklenemez zaten. Güç dengesi illa ki “yeni dünya”nın kuruluşunda ezilenlerin yanında olacak ama Stark ama Targaryen. Vurucu sonların artık vurucu değil sayın George R.R. Martin, alıştık. Umarım bir senelik ara bizi bu konuda biraz aç bırakır da o etkileyicilik hissiyatına tekrardan kavuşuruz.