19.09.2017

Karmaşık Sonlu Filmlerin Arkasındaki Gerçek Anlamlar

Tree of Life (2011)

Bazı film hastaları için Terrence Malick filmleri başlıbaşına bir olaydır. Brad Pitt, Sean Penn ve Jessica Chastain’in oynadığı Hayat Ağacı (Tree of Life) filmi Texas’lı bir aileden geriye kalan hatıraları canlandırır. Her ne kadar hikaye yirminci yüzyıl Amerikasının küçük bir şehrinde geçse de evrenin oluşumunu ortaya çıkaran büyük patlamaya ve dünyanın oluşumuna (hatta bir dinozor çiftine de) yer verir ve sonunda garip bir şekilde filmdeki kahraman Sean Penn’in bir sahilde görünür, ölümden sonrasını hatırlatırcasına.

Hollywood’un önde gelen yazarlarından birine göre, Malick asla filmlerinin anlamını açıklayacak bir telaşa girmemiştir ve Hayat Ağacı (Tree Of Life) da bu filmlerden biridir. Gerçekte, filmi kendiniz için parça parça birleştirmek, filmin eğlenceli taraflarından biridir. Filmin gerçekten bir anlamı varsa, yönetmen onu paylaşmaya pek hevesli değildir. Los Angeles Times gazetesi, din konusundaki uzmanları bir panelde bu konuda biraraya getirmiş ancak herhangi bir ortak noktada buluşturamamıştır. Film eleştirmeni Matt Zoller Seitz’e göre: “basit bir hikaye yazmak yerine yönetmen kafasını açmış ve bütün hatıralarını, fantezilerini ve kişisel anekdotlarını ortaya dökmüştür. Ortaya çıkan parçaları birleştirirken kendi hayatınızı hatırlayıp, ne kadar büyük veya küçük olduğu size kalmış olarak evrendeki yerinizi düşünebilirsiniz”

 

The Fountain (2006)

Darren Aronofsky’nin The Fountain filmi kendi aralarında ilişkili, birbirinden yüzlerce yıl aralı ve herbirinde aynı çiftin (Hugh Jackman ve Rachel Weisz) oynadığı ve hep ölümün onları ayırdığı üç hikâyeyi anlatır. Günümüzde olan hikayede Tom adındaki doktor, tüm enerjisi ile karısı Izzi’nin beyin tümörüne karşı bir tedavi arar. Kadının yazdığı kitapta bir İspanyol fatih, kraliçesi için hayat ağacını arar, bu arada gelecekte bir kozmonot uzak bir nebuladaki canlıların yaşadığı bir gezegendeki ağacın peşindedir ve Izzi’nin ruhu ile etkileşim içindedir. Her şey kozmonotun ölümü, ağacın tekrar doğması ve Izzi’nin ruhunun Tom’a ağaçtan bir meyve vermesi ile son bulur, Tom’un Izzi’nin mezarına diktiği ağaçtan.

Çok derin sembolikler içeren The Fountain filmi hakkında tatmin edici açıklamalar beklemek hayal kırıklığına neden olabilir. İzleyicilerin yıllar içinde uzlaştıkları, ölümlülüğümüz hakkındaki gerçekler olmuştur. Bir söyleşisinde yönetmen şöyle der:

“Bu film bir çok sorumuzun cevabı için yaptığımız meditasyon sonrasında ortaya çıkan sadece bir film değil,  bir seyahat ve bir deneyimdir. Bazı inançlarım, fikirlerim var ancak herkesin masaya kendi inancını da getirebilmesi için özellikle açık bıraktım ve bu onların konuşmalarını ve aydınlanmalarını sağlayabilir. Aynen okulda arkadaşlarla oturup muhabbet eder gibi konuşarak, Dünya nedir? Ve biz neden buradayız? İşte film bunun hakkındadır”

 

Interstellar (2014)

Christopher Nolan’ın bilim-kurgu filmi aynı zamanda aksiyonlu bir gerilim, bir ebeveyn ve çocuğu arasındaki sevgi hakkında düşündüren bir anlatı, bol efektli bir macera ama sonunda kolay anlaşılabilen bir film değil. Astronot Joseph Cooper (Matthew McConaughey) insanoğlu için yeni bir gezegen arar, bir kara deliğe girer ve olay ufkuna sürüklenir, dört boyutlu bir küp aracılığı ile kızının odasından dördüncü boyuta geçebilir ve kızının hayatının herhangi bir anını görebilir. Yerçekimi aracılığı ile kızı ile iletişim kurar ve bunun sayesinde insanlığın dünyadan kaçışını sağlayacak denklemi çözmesini sağlar.

Nolan’ın filmi izleyicilere düşünecek ve tartışacak çok malzeme verir. Sonunda Cooper uzay boşluğunda başıboş sürüklenirken gelecek nesil insanlar tarafından kurtarılır ve ölmekte olan kızını görmesi sağlanır. (Kızı normal hızda yaşlanmış ama Cooper galaksiler arası seyahati nedeni ile yavaş yaşlanmış, sonuçta kızı babasından daha yaşlı görünmektedir.) Daha derine daldığımızda çıkarılabilecek daha çok şey vardır ve çoğu için bir açıklama yoktur. Nolan bize ne demek istemiştir?

Film, tamamında zamanın bir çevrim olduğuna ve “bootstrap paradoksu”nun mümkün olduğunda dayanır. Bu teoriye göre:

“İlk terminatör filminde Kyle Reese, John Connor tarafından annesi Sarah Connor’u koruması için zamanda geri gönderilir. Paradox olan, Reese’in sonradan John Connor’un babası oluyor olmasıdır. John Connor Reese’i zamanda geri göndererek kendi varoluşunu sağlamıştır”

Interstellar’a geri dönersek, Cooper’in içine girdiği dört boyutlu küp, kızının başarısı sayesinde hayatta kalan gelecekteki insanlar tarafından yapılmıştır. Onlar Cooper’a zaman ve mekanda yer değiştirebileceği bir geçit açmışlardır ve o da bu sayede, kızının başarmak için ihtiyaç duyduğu bilgiyi kızına verir. Görüldüğü gibi bazen filmi anlamak için yapılan bu tür açıklamalar, filmin sonu gibi karmaşık bir hal alabiliyor.

 

The Babadook (2014)

Babadook filmi, eğer sonundaki ani değişiklikleri anlarsanız listemizdeki diğer filmler kadar zor bir film değil. Bu hint filmi, altı yaşındaki bir erkek çocuğun (Noah Wiseman) tehlikenin farkında olmadan okuduğu bir çocuk kitabından sonra annesi (Essie Davies) ile kötü yaratıklar tarafından yaşadığı kötü olayları ilk başta seyirciye yaşatır. Ama derinlerde başka şeyler vardır. Filmin kapanış sahnesinde Babadook, anne (Davies) karakterinin içine girip ona hükmeder, ve kadın oğlunu boğmaya çalışır. Oğlu bu durumdan sevgi sözcükleri ile kurtulmayı başarır ve Babadook evin bodrumuna kaçar. Annesi,  babasının ölümünden sonra kalan tüm hatıraları evin bodrumunda saklamaktadır.

Bu noktada anlıyoruz ki, yaratık olağanüstü bir canlı değil, annesinin bastırdığı hüznün kontrolsüz bir şekilde yok edici bir güce dönüşmesidir. Kalbi rahatlatıcı ve aynı zamanda şoke edici bir karışım sunan Babadook filminin sonunda annesi ve oğlu kurtçuklar hazırlar ve annesi kurtçukları bodrumdaki yaratığa yemesi için götürür. Anlarız ki kadın ona bakmaya devam edecek ve kalbindeki yerini onurlandıracaktır.