16.01.2023

Serpil Altın ve Korhan Uğur’la Bı̇r Zamanlar Gelecek: 2121 Üzerine

Bı̇r Zamanlar Gelecek: 2121 filminin yönetmeni Serpil Altın ve filmin yapımcısı Korhan Uğur’un birlikte inşa ettikleri distopik evren üzerine çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

“MUTLU HAYATLAR!”

CESARET VE KARARLILIK

Filmi uzun zamandır çekmeyi planladığınızı biliyorum, en sonunda daha fazla beklemek istemediniz ve çekmeye karar verdiniz. Nasıl bir karar verme ve başlangıç süreci oldu?

SERPİL: Projeyi fikir aşamasında düşünüp gerçeğe dönüştürme süreci meşakkatli ve uzun bir yolculuk. Maddi ve manevi olarak hazır olmayı beklemek üreten taraf için oldukça zor. Yapımcı kimliğim dolayısıyla da ön hazırlık dönemini çok önemseyen biriyim. İşin içine mükemmeliyetçi yapı da dahil olunca işler gereğinden fazla uzayabiliyor. Bu sefer “Bildiğim doğruların tersinde hareket edeceğim.” dedim.
Bu sorunuzun en doğru ve kısa cevabı: “CESARET”. Bunca yılın birikimi ve deneyimi yanına cesareti de alınca başladık. Yapımcım ve eş senaristim Korhan Uğur olmasaydı bu cesareti bulmam çok zor olurdu.

“Bir Zamanlar Gelecek: 2121” in son zamanların en ilgi çekici ve başarılı filmlerinden olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de daha önce bu ciddiyetle denenmemiş bir ilk distopik bilim kurgu filmi diyebiliriz. İlk uzun metraj filminde böyle değişik bir genre ile adım atmak sizi endişelendirdi mi? “Bu proje olmaz.” diyenler de olmuştur muhtemelen. Tereddütlerle nasıl bir baş ediş süreciniz oldu?

SERPİL: Güzel cümleleriniz için teşekkür ederim. Genre olarak oldukça niş bir hedef kitleye hitap ediyor olmak baştan kendimize koyduğunuz büyük bir engeldi. Biz filmleri neden yapıyoruz? Neden bu filmi yapmayı tercih ediyoruz? Aslında ilk bu soruları soruyorsunuz kendinize. Gelecek ve doğa ile ilgili kaygılarım oldukça artmıştı. Bunu estetik bir dil kullanarak seyirciye gelecekten bir mektup paylaşmak istedim. Örneklerini az sayıda gördüğümüz bir tür olması, seyircinin anlatım diline aşina olmayışı yapılacak olumsuz eleştirilere baştan hazırlıklı olmanız gerektiğini size fısıldıyor. Üstelik ülkemizde bu türde kült olmuş filmler komedi gibi ağızlara pelesenk olmuşken, “İŞİM ZOR!” diye düşünüyorsunuz. Tabi ki hayal kırıklıklarınız da oluyor; ama az önceki sorunuzda da bahsettiğim cesaret tüm duvarlara karşı dimdik durmanızı sağlıyor. “Cesaret ve Kararlılık” bu baş etme sürecindeki sihirli kelimelerimdi.

BİRLİKTE İNŞA EDİLEN BİR DÜNYA

Film çokça toplumsal mesaj içeriyor ve neredeyse her sahnesinde bir temsil görebiliyoruz. Dünyada karşılaştığımız ekolojik problemler, toplumsal cinsiyet algıları, kuşak çatışmaları, politik iklimler ve teknolojinin hayatımızdaki yeri gibi pek çok konuya göndermeler yapılıyor. Anlatılmak istenenle ekranda gösterilenin ve gösterilmeyenin dengesini nasıl kurdunuz?

SERPİL: Korhan Uğur ile senaryo yazım sürecimiz tüm bu detayları uzun uzun düşündüğümüz bir süreçti. Dediğiniz gibi dengeler çok önemliydi. Seyirciyi kamu spotu tadında bir film izliyor duygusundan uzak tutmak gerekiyordu. Oldukça ince bir çizgide yürüdük diyebilirim. Metaforları uzun uzun düşündük. Diyalogları ve karakter tasarımlarını detaylandırdık. Bu dengeler için dekorun minimal gücünden faydalandık. Filmin her karesini de dengeli bir kompozisyonla tasarladık. Her şeyi anlatmak yerine seyircinin seyir zevkinde boşluklar bırakmaya özen gösterdik. Umarım başarabilmişizdir.

Film tek bir mekânda geçiyor. Çok başarılı bir sanat tasarımı mevcut. Filmi nerede çektiniz ve nasıl bir hazırlanış süreci oldu?

SERPİL: Filmi İstanbul, Kartal’da özel bir platoda yaptığımız dekorlarda çektik. Senaryonun ilk taslağını bitirdiğimizde ilk paylaştığımız kişi Sanat Yönetmenimiz Özüdoğru Cici idi. Ön hazırlık aşamasına gelene kadar her yeni taslakta görüşmelerimiz devam etti. Çizimler yaptık, üzerine konuştuk, tartıştık. Özüdoğru Cici yarattığımız hikâyeyi akvaryuma benzettiğini söyledi. Çok doğru bir tanımlama idi. Sistemin insanlar için hazırladığı yapay bir dünya. Her aksesuarın filmdeki işlevi konusunda birbirimizi ikna etmeye çalıştık. Fazla ya da eksik olsun istemedik. Kostüm tasarımını da tüm bu detayları düşünerek yaptık. Görüntü yönetmenimiz Kaan Çalışkan, sanat yönetmenimiz Özüdoğru Cici ile birlikte renk paletlerini kurduğumuz evrene hizmet edecek şekilde planladık. Kontrast renkler kompozisyonda ön planda tuttuğumuz detaylardandı. Sistemde çalışan karakterlerin kırmızı giymesi, ya da evde hepsinin hardal renk giymesi… bunların hiçbiri tesadüf değil. Bilinçli tercihler. Tüm bu renklerim simgeledikleri metaforlar var. Üstelik tüm bunları yapmaya çalışırken en büyük engelimiz ise düşük bütçemizin olmasıydı. Bu sebeple zihni sinir fikirler devreye girdi. Sanayi tipi bir lambanın çanağının geri dönüşüm dolabı olarak kullanılması gibi…

Ses kullanımından da bahsetmek isterim. Özenle yapılmış bir ses tasarımı mevcut. “Ses” filmde hangi anları nasıl temsil ediyordu, biraz ses tasarım süreci hakkında bilgi verebilir misiniz?

SERPİL: Uzun zamandır beklediğim harika bir soruyu yönelttiğiniz için çok teşekkür ederim. Bir filmi sadece senaryo, oyunculuk, vs… gibi değerlendirmek çok yanlış. Ben sinemanın tüm öğelerini doğru kullanmaktan yana titizlenen bir yönetmenim. Ses de bunlardan biri. “Yüzyıl sonra hangi sesleri duyacağız?” sorusunun cevaplarını aradım. Yeraltında kurulan sistemin insanlar üzerinde hangi sesleri kullanıp onları hiptonize edeceğini düşündüm. Günümüzde buna benzer kullanılan en yoğun seslerin, inşaat sesleri olduğunu düşünüyorum. Bunun yüzyıl sonra bile değişmeyeceğinin altını çizmek istedim. İnsan doğayı gelecekte de yok etmeye devam ediyor. Günümüzde olduğu gibi yer üstünde de, gelecekte olacağı gibi yer altında da. Yapay dünyanın bir yanılsaması olarak ev dışındaki bölgelerde kuş sesleri ve hava durumunun gerektirdiği sesleri dahil ederken, ev içinde boruların, yeraltında olmanın verdiği ve arada bu yapaylığı anlatacak havalandırma simülasyonu da eksik kalmamalıydı. Kısaca senaryonun her sahnesinde detaylıca ses tasarımlarımı da yazdım. Efekt gerektiren durumlarda VFX yerine ses tasarımı ile o efektin oluşmasını sağladık. Ses tasarımını Kerem Aktaş ile detaylandırdık. Foley yaptık. Film foley ile birlikte daha yaşayan bir evrene dönüştü. Müzikler için uzun bir çalışma yaptık. Özgün müziğimizi Cihan Güçlü yaptı. Tek tek sahnelerde kullanılacak enstrümanları düşündük. Çok keyif aldığım ve mutlu olduğum bir tasarım süreci yaşadık.

YERYÜZÜNÜ GÖRENLER VE GÖRMEYENLER

Oyuncularla nasıl bir çalışma süreciniz oldu? Onlar için de film değişik suları keşfetmeye olanak sağlıyor ve oyunculuk disiplininde yeni deneyimler sunuyor gibiydi. Süreçten ve oyunculuk seçimlerinden biraz bahsetmek ister misiniz?

SERPİL: Selen Öztürk ve Ayşenil Şamlıoğlu “Büyükanne” ve “Kadın” karakterlerini yazarken hep aklımda olan oyunculardı. Ne güzeldir ki ilk filmimde hayal ettiğim isimlerle çalışma şansı yakaladım. Çağdaş Onur Öztürk ise cast direktörüm sevgili Selim Bahar’ın sunumunda “Ah, evet ya!” dediğim ve sonrasında “Adam” karakteri için asla başkasını düşünemeyeceğim bir isim oldu. Oyuncularım zaten yaptıkları işlerle kendilerini kanıtlamış, yetenekli ve harika oyunculardı. Film öncesinde iki-üç hafta kadar provalar yaptık. Ben önerilere açık bir oyuncu yönetimini tercih ettim. Karakterleri birlikte inşa ettik. Ben onları dinledim, onlar beni dinledi. Kafamda karakterler için keskin olan tek bir hat vardı. Yeryüzünü görenler ve hiç görmeyenler. Yeryüzünü hiç görmeyen insanlar, doğadan, hayvanlardan ve duygulardan uzak yaşayanlardı. Sistemin içine doğanlardı. Büyükanne gibi karakterler ise tam tersi daha önce yeryüzünü görmüş olanlardı. Sistemi oluşturan karakterlerdi. Bu sebeple kadın, adam ve çocuk karakterleri daha donuk, duygusuz ve robotiklerdi. Oyuncularıma beklentimi anlatmak için referans filmler izlettim. Bu tercih oyuncularım için cesaretli bir durumdu. Anlaşılmamak, “Ne kadar kötü oynamışlar…” gibi eleştirilerin ortaya çıkmasını sağlayacak bir durum yaratabilirdi. Farklıydı. Biliyorsunuz farklı olana, alışılmışın dışında olduğu için, seyirci olumsuz tepkiler verebilir. Filmde değişik bir evreni anlatırken oyuncularım da bu stilize yaklaşımı önemsediler. Tiyatroda olan; ancak Türkiye Sineması’nda belki de ilk kez denenmiş bir metodu denedik diye düşünüyorum. Tüm oyuncularıma tekrar ortaya çıkardıkları karakterler için ayrı ayrı teşekkür ederim.

Filmin festival yolculuğu başladı. Şimdiye kadar hangi festivallere katıldı? İlerleyen günler için nasıl bir festival stratejisi belirlediniz?

KORHAN: Filmimiz Dünya Gala’sını 29. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yaptı. Sonrasında ise sırayla, 16. Puerto Rico Lusca Film Festivali’ne, 31. ABD St. Louis Uluslararası Film Festivali’ne ve 12. İstanbul Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, Altın Terazi Film Yarışması’na katıldı. İlerleyen günlerde ise yine yurtdışı ve yurtiçi gönderimlerimiz devam edecek. Bu arada buradan ilk kez duyurmuş olalım: filmimiz Şubat 2023 sonunda 43. Portekiz Fantasporto Uluslararası Film Festivali’nde yarışacak ve kapanış filmi olarak gösterilecek. Ayrıca Nisan 2023 başında ise 34. Almanya Münih Türk Film Günleri’nde Açılış filmi olarak gösterilecek. Özellikle yurtdışı festivallerinde filmin boy gösteriyor olmasına çok seviniyoruz; çünkü Türkiye’deki festivallerden bol ödüllerle dönen filmlerin büyük bir kısmı maalesef Edirne’den öteye geçemiyor. Bu da sinemamızda birbirine bezeyen filmlerin üretildiğini ve Dünya Sineması’nda yer bulamadığını gösteriyor. Bir Zamanlar Gelecek: 2121 ile farklı türlerin de üretilmesinin karşılığı olacağının yolunu açmaktan umut duyuyoruz.

Filmle ilgili aldığın en hoşuna giden ve en “absürt” yorum hangileri oldu? Paylaşmak ister misiniz?

SERPİL: Yüz yüze film sonrası söyleşilerde genellikle absürt yorumlar ya da sorular gelmiyor. Belki de insanlar düşündüklerini gerçek kimlikleriyle söylemekten çekiniyor. Ancak geçenlerde sosyal film platformunda absürt bir yoruma denk geldim. Seyircimiz şöyle diyordu: “Şaka mı?”. Eleştiriler tabi ki olmalı, her zaman söylediğim gibi, film beğenisi çok subjektif bir değerlendirme. Seyirci kendi dünyası, ilgi alanı ve bakış açısı kadar yorumluyor. Ancak eleştiri yaparken bence bir sav üzerine gidilmesi gerekiyor. Ben o zaman ciddiye alıyorum. Savsız eleştiriler bana göre değersiz kelimeler. İşte gerçekten şaka olan bu yorumlar oluyor.
En hoşuma giden yorum ise: “Sinemamız nihayet çok iyi bir kıyamet sonrası distopik filme kavuştu. İnanamıyorum. Yılın şimdilik izlediğim en yaratıcı, özgün ve her anlamda en başarılı yerli yapımı Bir Zamanlar Gelecek: 2121”.

TÜRKİYE’NİN İLK YEŞİL FİLMİ

Film aynı zamanda Türkiye’deki ilk “Yeşil Film” denemesi, bu yüzden de ayrıca sektörde öncü bir prodüksiyon örneği olduğunu düşünüyorum. Nedir bu “Yeşil Film” ve neden bu filme bir “Yeşil Film” diyebiliriz? Aşina olmayanlar için açıklayabilir misiniz?

KORHAN: Distopik bir film yaparken çevreye fazlasıyla duyarlı olmamız gerektiğini düşündük. Türkiye sinemasından ilk kez “Yeşil film” girişiminde bulunmakta bizi heyecanlandırdı. Doğamıza en az zararı vererek, dekoru inşa ederken geri dönüşümlü malzemeler kullandık, az enerji tüketen ışıklar kullandığımız için mazotla çalışan jeneratör kullanmadık. Sette çalışan ekibe ve oyunculara su, çay ve kahve için mataralar aldık. Böylelikle setimize plastik ve kağıt bardak sokmadık. Oyuncular için kulis ayarlayıp karavan kullanımından kurtulduk. Buna benzer birçok tercihlerle karbon ayak izimizi azalttık. Yeşil film yapmak için kesinlikle ekipteki herkesin bu hassasiyeti önemsemesi ve kabullenmesi önemliydi. Ekibimizi ona göre anlayışlı insanlardan kurduk. Sorun çıkaranları setimizden uzak tuttuk. Umarım önümüzdeki günlerde “Yeşil Film” yapımlar çoğalır. Çünkü dünyamızın fazla zamanı kalmadı. Eğer ona kötü davranmaya devam edersek inanın o da bize hak ettiğimiz felaketlerle karşılık verecektir.