24.08.2022

Yönetmen Koltuğu: Michael Mann

Manhunter (1986)

FBI ajanı Jack Crawford’un (Dennis Farina), eski bir FBI çalışanı olan Will Graham’ı (William Petersen) seri cinayetler işleyen bir adamın yakalanabilmesi için ikna etmesiyle başlıyor film. Katil, bir ay döngüsü içerisinde vahşi cinayetler işlemektedir ve başka bir kurbanın seçilmesinden yaklaşık üç hafta önce dedektiflere bir şekilde haberler ulaştırmaktadır. Eski ajan Will ise, karısı Molly (Kim Greist) ve oğlu Kevin ile Florida’daki lüks evlerinde yaşamayı tercih etmektedir. Burada tasvir edilen ev, film boyunca mavi filtrelerle gösterilecek olan bir mutluluk resmidir. Ancak FBI çaresizdir ve Will cinayet detaylarına karşı konulamaz bir şekilde ilgi duymaktadır. Katilin peşine düşmesi fazla zamanını almaz.

Manhunter’ın sonu o kadar kasvetli olmasa da, Thief’dekinden bile daha güçlü olan bir kapana kısılmışlık bir anormallik hissi verir seyirciye. Thomas Harris’in “Red Dragon” adlı romanından uyarlanan film, Hannibal Lector hikâyesinin ilk ayağını konu edinmesi ve görüntü yönetmenliğinde stilize detaylar içermesi açısından önemli. Çeşitli sanatçılar (başta The Reds) tarafından yapılan soundtrackler, izleyicilerin değişen anlarda eyleme dâhil olması bazen de uzaklaşması gibi birebir bir anlatım duygusu yaratıyor.

Bir süpermarketin bakliyat rafları önünde oğluna psikolojik sorunlarını anlatmaya çalışan babanın, en aptalca mekânlarda oğluna karşı bu denli önemli konuşmalar yapıyor olması sanırım romandan bağımsız ve filmdeki Mann’e özgü hareketlerden sadece biri…

Mavi ile başlayıp mavi ile biten filmin sonundan bir kare ile bitirelim. Günahlarından arınmış baba evine geri dönmeye hazırlanır…