07.08.2018

17. Filmekimi’nde Olacağı Kesinleşen Filmler

17. Filmekimi’nin ilk ayağı 5-14 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da yapılacak. Henüz tüm filmler açıklanmadı ama halihazırda açıklanan filmleri bir araya toplayalım ve kısaca bakalım istedik.

İşte 17. Filmekimi’nde Olacağı Kesinleşen Filmler

The Image Book

The Image Book, dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da ilk kez verilen Özel Altın Palmiye’yi kazandı. Dünyanın en yaratıcı, hiçbir kalıba sığmayan yenilikçi yönetmenlerinden Godard’ın bu son filmi yine kışkırtıcı, yine zorlayıcı, politik ve zihin açıcı. Farklı formatların, görüntü kaynaklarının, ses parçalarının kolajlandığı The Image Book, Godard’ın sinemada artık hiçbir şeye özgün denilemeyeceğini iddia eden bir zihin egzersizi, görsel bir bombardıman, yine heyecan verici bir başyapıt.

Burning

Burning vasıfsız bir genç, âşık olduğu güzel kız ile zengin ve küstah bir adam arasındaki aşk üçgeni ekseninde bir öfke ve saplantı hikâyesi anlatıyor. Gitgide artan gerilimiyle usta işi bir Murakami uyarlaması olan Burning; Vaha, Güneşli Kent ve Şiir filmleriyle tanıdığımız Lee Chang-dong’un sekiz yıl aradan sonra çektiği ilk film. Gizemli öyküsü etrafında şekillenen filmin gücü, izledikten çok sonra bile hafızalarda yerini koruyan, emsalsiz bir özenle kurgulanan sahnelerinden kaynaklanıyor.
Filmin başrollerini Koreli oyuncu ve moda ikonu Yoo Ah-in, Walking Dead ve Okja‘dan tanıdığımız Steven Yeun ile Jeon Jong-seo paylaşıyor.

Knife+Heart

Yann Gonzalez’in yönettiği, Cannes’da Altın Palmiye için yarışan KNIFE+HEART’ın başrolünde Vanessa Paradis müthiş bir performans gösteriyor. Vanessa Paradis, âşık olduğu kadını yeniden kazanmaya çalışırken bir yandan da oyuncularını teker teker öldüren seri katilin peşine düşen bir film yönetmenini canlandırıyor. Filmde rol alan Félix Maritaud, hem “Kalp Atışı Dakikada 120”, hem de “Sauvage” filmlerinin oyuncu kadrosunda yer alıyor. 1970’ler estetiği, tutkulu aşklar, saplantılı katiller, bayağılığa kaçmayan bir erotizmle slasher’a göz kırpan bir cinayetler silsilesi… KNIFE+HEART şimdiden bir kuir klasiği olmaya aday.

Sorry Angel

Christophe Honoré’nin yeni filmi PLAIRE, AIMER ET COURIR VITE / SORRY ANGEL Filmekimi’nde! SORRY ANGEL, 1990’larda Paris’te Jacques ve Arthur’un yakınlaşmasını izliyor: Jacques 40’ına basmak üzere bir yazar, Arthur ise sinemacı olmayı düşleyen bir öğrenci. Cannes’da dünya prömiyerini yapan SORRY ANGEL, hüzünlü bir rüya gibi. Filmin başrolünde “Göldeki Yabancı”dan tanıdığımız Pierre Deladonchamps var. “Aşk Şarkıları”, “Banyodaki Adam” ve “Güzel İnsan” ile tanıdığımız Christophe Honoré’nin yeni filmi, ‘Fransız usulü “Weekend”’ sözleriyle övülüyor.

Mandy

Amansız bir tarikat, cehennem kaçkını katiller, intikam peşinde kana susamış bir adam… Başrolünde Nicolas Cage’in efsaneleştiği Mandy, eşi tuhaf bir tarikat tarafından katledilen Red’in intikam arayışını anlatıyor. İlk gösterimini Sundance’te, uluslararası gösterimini Cannes’da yapan Mandy, hayalle gerçek arasında gidip gelirken 1980’ler estetiğini bolca kan, aksiyon ve tuhaf bir fantezi dünyasıyla buluşturuyor. Panos Cosmatos’un yönettiği, müziklerini Jóhan Jóhansson’un bestelediği filmin yapımcılarından biri de Elijah Wood.

Lazzaro Felice

The Wonders / Mucizeler ile sevdiğimiz Alice Rohrwacher’in son filmi Lazzaro Felice günümüz dünyasını mistik öğelerle ele alan bir dostluk hikâyesi anlatıyor. İtalyan sinemasının yükselen yeteneklerinden Alice Rohrwacher’in insanın ruhuna işleyen filmi, hem tarzı hem konusuyla efsane Pasolini’nin yapıtlarını anımsatıyor. Düz bir zaman çizgisi izlemeyen ve Super16 filmle çekilen Lazzaro Felice, özellikle filme adını veren masum Lazzaro rolündeki Adriano Tardiolo’nun performansıyla öne çıkıyor.

Under the Silver Lake

Los Angeles’ta komplo peşinde: David Robert Mitchell’dan Under the Silver LakeFilmekimi’nde! Under the Silver LakeIt Follows ile hayranlığımızı kazanan David Robert Mitchell’ın Cannes’da dünya prömiyerini yapan son filmi. Hitchcock’tan esinlenen, popüler kültüre sonsuz gönderme içeren Under the Silver Lake, yönetmeninin tabiriyle “Los Angeles denen o karanlık ve çarpık fantezi dünyasını” keşfe çıkıyor. Never Let Me Go ile tanıyıp sevdiğimiz, Örümcek Adam‘la ününü pekiştiren Andrew Garfield’ın neredeyse tek başına sürüklediği Under the Silver Lake, cinayetlerden çizgi romanlara, küresel komplolardan şarkılardaki gizli mesajlara geçiveren çok hareketli, çok renkli bir kara film.

Girl

Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan, Lukas Dhont’un yönettiği Girl, 15 yaşındaki ergen bir trans bireyin balerin olma mücadelesini anlatıyor.​ Girl, Cannes’da FIPRESCI Ödülü, En İyi İlk Film’e verilen Altın Kamera, Kuir Palmiye ödüllerini kazandı, başroldeki genç oyuncu Victor Polster’e En İyi Oyunculuk ödülünü getirdi. Filmin çıkış noktası, yönetmen Dhont’un 2009’da Belçika’da bir gazetede okuduğu haber. Dhont, “böyle bir cesaret öyküsü, benim ilk filmimim konusu olmalı” diyerek yola çıkmış. Girl, Oscar and the Wolf’un “Strange Entity” şarkısına çektiği kliple de tanınan Dhont’un yönettiği ilk uzun metrajlı film.