09.06.2019

Dark Phoenix: X-Men Evreni

X-Men külliyatının ilk filmi, Disney ile birleşen Marvel’ın uzun soluklu serisi, Nolan’ın Batman’i, Sam Raimi’nin ve Marc Webb’in Spider Man’i henüz daha ortada yokken 2000 yılında vizyona girmişti. Dönemine göre iyi bir gişe yaptı. Çok sevildi. Ülkemizde de defalarca televizyonlarda oynadı. Böylelikle X-Men, seyircide ayrı bir yer edindi.

Günümüzde fantastik bilim kurgu ya da süper kahraman filmlerini izlemeyen orta yaşlı insanların bile bildiği bir marka haline geldi. Akabinde 2003 ve 2006 yıllarında vizyona giren X-Men United ve X-Men: Last Stand filmleri de bu ilginin karşılığını gişede aldı. 2009 yılında vizyona giren X-Men Origins: Wolverine filmi, Hugh Jackman’ın sinemaya katmış olduğu Wolverine performansından fazlasını sunmuyordu. 2011 yılında X-Men: First Class filmi, bu zamana kadar yaşanmış olayların öncesine giderek bizlere yeni bir tat sunmuş, kurulan yeni ekip ile de bir momentum yakalamıştı. FOX, bu momentumu X-Men: Days of Future Past filmine de taşıyarak Hugh Jackman’ın da yardımıyla iyi bir film çıkardı. Fakat yakalanan yükseliş X-Men: Apocalypse filmi ile tepetaklak oldu. Yaşanan olayların belli bir nedensellik çerçevesine oturtulmamış oluşu ve X-Men evreninin sinemasal gerçekliğini altüst eden kararların verilmiş olması, yaşanan düşüşün ana sebebini oluşturuyordu. X-Men filmlerinde genellikle hiçbir zaman eksik yanı olmayan ve hep ortalamanın üstünde yansıtılan sinematografi ile görsel efektler bu filmde de kendini gösterse de hikayenin zayıflığını kapatamıyordu.

FOX’un son X-Men’i

Bildiğiniz üzere FOX’un büyük bir kısmı artık Disney’in elinde. Bu anlaşmanın içerisinde elbette zamanında FOX’a verilmiş Marvel karakterleri de bulunuyor. Tabiî ki X-Men de buna dahil. Haliyle FOX adı altında çıkan son X-Men filmi de bugünkü ana konumuz. Son zamanlarda çokça denk geldiğimiz uzun soluklu serilerin kötü sonları arasına bir yenisi daha bu sekizinci film ile eklendi. Bu yargının temelini, bir önceki filmin günahları ile aynı nedenler oluşturuyor. Apocalypse, filminde senarist olarak görev yapmış olan Simon Kinberg, bu sefer hem yazıyor hem yönetiyor. Kinberg, bir önceki film için yapılan geri dönütleri bir hayli dikkatli incelemiş olacak ki bu filmde de bir önceki filmde ne yaptıysa aynısını yapmaya devam etmiş(!)

Film, henüz onlu yaşlarındayken bir telepat olarak güçlerini keşfetmeye başlayan, başkalarının zihnini kontrol edebilen ve büyük boyutlardaki cisimleri hakimiyeti altına alarak psişik saldırılar gerçekleştirebilen Jean Grey’in sahip olduğu bu olağanüstü güçlere, bir kurtarma operasyonu sırasında uzaylı bir enerji dalgasının eklenmesi sonucu onu nasıl mahvederek Dark Phoenix’e dönüştürdüğünü ve akabinde gelişen olayları anlatıyor.

Filmin eksik kaldığı noktaları konuşmadan önce ilk perdenin kendi başına performansına bakalım. Filmin aldığı puan ve eleştiriler, kesinlikle ikinci yarıya ithafen. Eğer verilen puanlardan ve eleştirilerden haberdar biri olarak sinemaya giderseniz, düşük beklentinin de getirdiği rahatlık ile şaşkınlığınızı gizleyemeyeceksiniz. Dramatik yapının ilmik ilmik dokunduğu, hikayenin estetik yapılar gözetilerek sunulduğu, karakterlerin olaylar karşısında aldıkları aksiyonun içinin dolu olduğu bir ilk yarı sizi bekliyor. Bu gözlemi, ilk perdede verilen kimi sahneleri dışarıda bırakarak yapıyorum. Bu sahneler ikinci yarıda çözümlenmesi planlanan ama ilk perdeden seyirciye üstü kapalı şekilde verilen sahneler olduğu için sizi rahatsız etmiyor.

Filmin eksik yanlarına gelecek olursak, öncelikle üstü kapalı sahnelerin adı üstünde anlaşılmaz ve gizemli olmasının amacı, ikinci perdede etkili bir anlatım sunmak. Fakat filmde, üstü kapalı sandığımız bu sahnelerin aslında göründüğünden daha fazla hiçbir derinliği yok. Çözümlenmesini beklediğiniz hiçbir düğüm açılmıyor aksine yok sayılıyor. Film boyunca sürekli bazı olayların neticelenmesini bekliyorsunuz. Film de sizin bunu yapmanızı istiyor ve sizi müzik dahil tüm silahları ile bu yöne çekiyor. Fakat sizi o noktaya çekmekten fazlasını yapamıyor. Gerildiğinizle kalıyorsunuz. Karakterlerin ilk perdede ve geride kalan yedi filmde birbirleri arasında kurulmuş olan bağları, hiçe sayılıyor. Ne Jean Grey’in duvarlarını yıkmasını sağlayan güçlü enerjinin ne de ona sahip olmak isteyen uzaylı ırkın alt metni dolduruluyor. Haliyle içi boş bu olguların filme etkisi damdan düşmeden farksız kalıyor. Karakterler birkaç sözle manipüle oluyor, yine aynı şekilde de ayılabiliyor. Büyük savaş sahneleri ve sadece fiziksel güce dayalı mücadelenin ekrana gelmesi istendiği için sınırları çizilmemiş karakter çizimleri filmde bir hayli göze batıyor. Karakterler bir hamur gibi senaristlerin köşeye sıkıştığı noktada bozulup bozulup tekrar şekillendiriliyor. Haliyle film bittiğinde tüm karakterlere yabancı bir şekilde ayrılmak durumunda kalıyoruz.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Dark Phoenix, final olmasından ötürü, bazı karakterleri onları canlandıran başarılı oyuncularla izlemek için son fırsat. Hikayesindeki derin boşlukları bir kenara bırakırsak da çok başarılı bir sinematografik anlatım ile görsel efektlere sahip. Bundan dolayı eğer X-Men evrenini seviyorsanız ve bu oyuncuları son bir kez daha bu rollerinde izlemek istiyorsanız filme sinemada gidebilir, keyif alabilirsiniz.

*FOX-Disney işbirliği sebebiyle final filminin bir after-credit sahnesi bulunmuyor. Yine de sonuna kadar beklerseniz görsel efekt sanatçısı Timuçin Özger gibi bazı sevindirici şeyleri akan yazılar arasında görebilirsiniz.