22.08.2022

Dayım: Bir Uç(a)mama Portresi

Tutku; insanı hayata bağlayan, onun eksik olduğu bir yaşamı düşünemediğimiz, belki de bizi “biz” yapacak olan bir kavram olmasının yanında insanın en önemli tutamağıdır da. Bu tutamağın bizi hep ileri taşıyacağına inanırız. Bu inanış kimi zaman hayatımıza olumlu yansırken kimi zaman da bizi hüsrana uğratır. Tayfun Pirselimoğlu’nun “Dayım” adlı kısa filminde ise uçma tutkusuyla dolup taşan bir adamın portresini görürüz.

Trajik Bir Görünüm

Bu portresi çıkarılmış adam, anlatıcının kendi deyimiyle rüyalarının ve günlük hayatının “yenilmez” bir şövalyesidir. Bu şövalyenin çeşitli özelliklerinin ön plana çıkarıldığı bu filmde en dikkat çekeni ise uçma tutkusuna olan bağlılığıdır. Tam bir uçma delisi olduğu söylenen hatta uçan koltuk tasarlama hayaliyle yanıp tutuşan bu adamın hikayesine anlatıcının gözünün dışında baktığımızda, istediğini elde edemeyen başarısız bir hikaye görürüz. Ancak istediğini elde edemeyenlerle ilgili anlatılan her hikâye trajik görünüm taşımaktan uzaktır. “Dayım” filmi de birtakım trajik unsurları içerisinde barındırıyor olsa bile bence trajik bir görünümden uzaktır.

Hüsranla Sonuçlanan Bir Hayat

Bu trajik unsurlara baktığımız zaman başarısız ve hüsranla sonuçlanan bir hayatı görürüz. Bu kahramanın hedefi gerçekdışı, bu hedefe yönelik yöntemi ise ipe sapa gelmeyen cinstendir. Bu kahraman kendisini kandırmaya yarayan tatminler yaşayarak bir nevi kendini kandırmıştır. Bu kandırma ise hüsrana sebebiyet vermiştir. Burada tatmin hüsranın girdiği bir şekildir. Bu hikâyeyi trajik olmaktan çıkaran şey ise anlatıcının olayları yorumlama biçimidir.

Dayısını bir “kahraman” olarak gören anlatıcıya baktığımızda onun hüsrana uğramadığını görürüz. En nihayetinde dayısı uçma tutkusunda başarıya ulaşmıştır. Hatta ona göre dayısı hâlâ   gökyüzünde ve uçmaya devam etmektedir. Dayısı belki kendi kendisini hüsrana uğramıştır ancak onu kahraman olarak gören yeğenini hüsrana uğratmamıştır. Film bu yüzden anlatıcı yönünden trajik değildir.

“Varoluş ve kayboluş” arasında mekik dokuyan bu adamın hikâyesi şiirsel bir anlatımla bize sunulurken burada Köksal Engür’ün hakkını da vermek gerekir. Çok naif ve etkili bir anlatımla bizi baş başa bırakır. Ayrıca bu kısa filmde çok iyi betimlemeler de mevcuttur. Bu 14 dk içinde anlatıcının dayısını iyi bir şekilde tanıyacak doneleri filmden alırız. “Dayım”, Tayfun Pirselimoğlu’nun sinemaya girişine resmiyet kazandırmış olup yer yer yüzümüzde tebessüm oluştururken; uçma tutkusunun peşinden sonuna kadar giden, gökyüzünde kaybolan kahraman bir dayı portresini de başarıyla çizer. Bize de bu portreye bakmak düşer.