27.05.2017

Filth: Kötü Polis, Kötü Polis

Tolga DEMİR

!f 2014 programında yer alan Irvine Welsh uyarlaması Filth, Galalar seçkisinin ön plandaki filmlerinden biri oldu. Bunda tabii ki hikayenin Welsh’in usta elinden çıkmış olmasının ve başrolünde James McAvoy’un olmasının büyük etkisi var.

Uyuşturucu bağımlısı, alkolik ve aslında üst düzey bir narsist olan Dedektif Bruce Robertson’un (James McAvoy) İskoçya’daki küçük bir karakolda birkaç komiser adayı arasındaki çekişmesini izliyoruz. Baş karakterimiz Bruce’un manipülasyonları ve insanlar üstünden oynadığı oyunlar hikayemizi şekillendiriyor. Bruce’un buhranları ve flashback’lerle hikaye derinleştiriyor. İskoç mizahı ise filmin keyfini zirveye çıkarıyor. Film boyunca Bruce ile düşünüyoruz, onun gözünden görüyoruz. Böylece kendisi aynı zamanda anlatıcı rolünü de üstleniyor.

Filth, yönetmen Jon Baird’in ikinci yönetmenlik tecrübesi. Fakat bunu neredeyse hiç hissettirmiyor. Filmin kurgusunu çok iyi oturtmuş. Özellikle Welsh gibi zor bir yazarın soyut dünyasını çok iyi yansıtmış. Filmin mekanlarından tutun da, diyaloglarına hatta süresine kadar her şey yerli yerinde. Özellikle hikayenin gidişatı için çok önemli noktalarda tökezlememesi en büyük artısı. Sonuna doğru Bruce ile gerçek hayat arasındaki gittikçe kırılan bağı, filmin düşmesine izin vermeden aktarmayı başarması belki de yönetmenimizin en büyük başarısı.

Bütün yan karakterler bir yana Bruce bir yana. Filth bir karakter filmi, dolayısıyla dünya Bruce’un etrafında dönüyor. Karakter odaklı her film gibi Filth de her sahnede yeni bir çözümleme getiriyor. Bruce’un psikolojisi ve davranışlarına yoğunlaşıyor. Karakter çözümlemelerini mizahla yapınca çok daha sürükleyici bir hale geliyor. Sonuna doğru daha melankolik ve hüzünlü bir havaya bürünse de hemen her sahnede ustalıkla kullanılan İskoç mizahı filmin en büyük silahı olmuş.

James McAvoy için bir parantez açarsam, kariyerinin en dolu performanslarından birini ortaya koyduğunu söyleyebilirim. 2013 onun için yoğun ve başarılı bir yıl oldu. Filth’deki performansı kusursuza yakın. Geçen yılı boş geçmesi bir yana, son zamanlarda ona böylesi ivme kazandırabilecek bir işte yer almamıştı. Ancak Britanya’dan çıkan iyi filmlerde çoğunlukla aynı oyuncuları görmek artık bir tekrar yaratmaya başladı gibi geliyor bana. Filme uygun olup olmamalarından bağımsız, hemen her filmde aynı yüzlere rastlamak filmin akıcılığını, anlık olsa da, sekteye uğratıyor. Senaryonun ve filmin orjinal olması elbette ki hep aradığımız bir şey, fakat bunu da yeni yüzlerle anlatmak daha da merakla aradığımız bir durum. 

Filth kendi tarzında ve çok başarılı bir polisiye olmuş. İçerisinde oldukça aktif dinamikler bulunan ve bazı yerlerde beyazperdeye aktarımı sıkıntılı olabilecekken yönetmenin başarısıyla kazasız devam etmiş.

Ben de Filth ile kendi tezimi güçlendiriyorum: Britanya’nın havası ve suyu filmlerine de yansıyor. Her an sürpriz bir yağmur yağabilir ya da birden güneş açabilir. Her an hazırlıklı olmak gerekiyor.