27.05.2017

Frank: Deneysel Müziğin Maskeli İlahı

Fassbender’i tanıdınız mı?

Tolga DEMİR

Festivalin UluslararasıYarışma filmlerinden en merakla bekleneni olan Lenny Abrahamson’un yönettiği “Frank”, yarattığı beklentiyi karşılamayı başardı. Başrol oyuncusu olan Michael Fassbender’in neredeyse bütün filmi kafasında kocaman bir maskeyle oynadığı film festivalin en beğenilen filmlerinden biriydi.

Kendi müziğini yaratmaya çalışan genç bir klavyeci olan Jon (Domhnall Gleeson), bir gün sahilde kendi ilhamını ararken, o gece için kasabaya çalmaya gelen bir grupla tanışır: “Soronprfbs”. Gruba yeni bir klavyeci arayan Soronprfbs, Jon’u o gece onlarla çalması için çağırır ve böylece absürt hikayemiz başlar. O gece berbat bir konser geçiren Soronprfbs, konseri yarım bırakarak mekanı terk eder ama ertesi gün Jon’u arayarak onu kendileriyle uzun süre çalışmak için çağırır. Çünkü Frank, Jon’dan ve müziğinden etkilenmiştir. Albüm çalışmaları için İrlanda’ya giden grup burada hayatlarının dönüm noktalarından birini yakalarken, kendi müziklerini de keşfetmeye çalışır.

O halde Frank’le tanışalım. Frank Soronprfbs’un müzikal beyni ve takım lideridir. Hatta grup elemanlarının hepsinin ilham alıp, adeta rol model haline getirdiği bir lider. Tabi Soronprfbs’un diğer elamanları da oldukça şahsına münhasır karakterler. Özellikle Scott McNairy’nin canlandırdığı Don ve Maggie Gyllenhaal’ın canlandırdığı Clara karakterleri Frank’in peşinden giderek filmin mihenk taşlarından ikisini oluşturuyorlar.

Aslında bir talk show sunucusundan etkilenerek yaratılan Frank, filmin absürt hikayesini yaratan yegane karakter. Tabi Don ve Clara’nın da bu etkiye çokça katkısı olduğu da kanıksanamaz bir gerçek. Jon’un mantıksal ve gerçekçi olmaya çalışan yaklaşımıyla grubun kalanının yer yer çatışmasının yarattığı enerji filmin asıl güç aldığı noktayı oluşturuyor. Bu enerjiyi daha güçlendiren absürt mizah filmin akıcılığını sonuna kadar sürdürüyor. Filmin adından da anlaşılacağı gibi, aslında merkezine tek bir karakteri almak isteyen yönetmen Abrahamson’un bunu yaparken yan karakterlere ihtiyaç duyduğu da açıkça ortada. Hemen her olayın kilit noktası Frank olsa da, aynı zamanda anlatıcı olan Jon’un varlığı asıl olarak filmin en önemli noktalarında biri.

Filmin ayrıca günümüzün popüler konuları olan sosyal medya ve müzik endüstrisi ile ilgili söyleyecek sözü de mevcut. Tamamen müzik ekseninde seyreden filmde deneysel müzik yapan bir grubun geçirebileceği evreler ve keşfedilme fırsatları üstünde durulurken, bu konuda sosyal medyanın etkilerine de vurgu yapılıyor. Sosyal medyanın, Twitter’ın ve blogların, tanıtım açısından etkisini, bir grubun keşfedilmek ya da tabiri caizse “patlamak” için kendinden ne gibi tavizler vermesi gerebileceğini anlatıyor. Dünyanın en prestijli ve en geniş yelpazeli festivallerinden birine davet edilseniz bile bu geçerli bir durum diyor kısacası. Karakterlerin kişiliklerine paralel olarak bunu yine absürt bir anlatımla dile getiriyor. Takım çalışması ve bir takım olmanın kimyasının bileşenlerini de bütün film boyunca görüyoruz. Hemen her fırsatta vurgulanan ‘müziğini kendi derinliklerinde bulabilirsin’ hipotezini kendi finalinde doğruluyor.

Günümüzün tartışma yaratan ve sürekli sorular yaratan bu tür durumlara bakışını güzel bir mizahi zemine oturtan Frank, müzikle iç içe bir film. Ayrıca anlatmak istediğini hemen her konuya uyarlayabileceğimiz bir evrenselliği de var. Üstelik pek fazla tökezlemeden ve farklı noktalara sapmadan finaline ulaşıyor. Sonuç olarak, bütün film boyunca sergilediği kararlı hali ve yarattığı keyifli atmosferiyle söyleyeceklerini söylemesi, kendisinden bekleneni yerine getirdiğinin bir kanıtı.