30.05.2017

Ingrid Bergman Anısına: Gaslight

Ingrid Bergman deyince bugünün yani 29 Ağustos’un iki anlamı var. Bugün İsveç asıllı güzeller güzeli aktristin hem doğumunun hem de ölümünün yıldönümü. Kendisini her zaman hem güzellik hem de oyunculuk bakımından doğallığıyla hatırladığımız yıldız oyuncu 67 yıllık hayatı boyunca bir çok sinema klasiğinde rol aldı. Gelmiş geçmiş en sevilen filmlerden biri olan Casablanca, Hitchcock klasikleri Notorious ve Spellbound, hayatının son yıllarında memleketlisi Ingmar Bergman’la çalıştığı Autumn Sonata, Sidney Lumet’in meşhur Agatha Christie uyarlaması Murder on the Orient Express Ingrid Bergman denilince ilk akla gelenlerden. Tanıtacağım Gaslight filmi ise saydıklarımın yanında geri planda dursa da hatırlatılması ve izlenmesi gereken 

bir klasik. Bu filmin Ingrid Bergman’ın kariyerinde çok ayrı bir yeri var. Kendisi Gaslight’taki performansıyla akademi tarafından En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ına layık görülmüştür.

Paula (Ingrid Bergman) Londra’da birlikte yaşadığı teyzesinin faili meçhul bir cinayete kurban gitmesi sonucu başka bir yere taşınır. Bu yeni yerde yaşadığı travmatik olayları unutmayı, huzurlu bir hayata yelken açmayı düşlemektedir. Ruh sağlığı iyiye gitmektedir. Hatta Gregory (Charles Boyer) adlı bir adama aşık olmuştur. Günün birinde Gregory kendisiyle evlenmek istediğini ve beraber Londra’da yaşamalarını önerir. Paula için kendisinde oldukça kötü anılar bırakan Londra’ya dönmek çok zordur fakat sevdiği adam için bunu yapmaya karar verir. Teyzesinden kendisine miras kalan ve malum olayın yaşandığı eve yerleşmeyi önerecek kadar seviyordur Gregory’yi. Çiftin Londra’ya gidişi huzursuzluğu ve çeşitli şüpheleri de beraberinde getirir. Bir anda değişen Gregory karısı üzerindeki baskı ve kontrolünü giderek arttırmaya başlar. Paula ise yaşadığı birtakım unutkanlıklar ve gördüğü halüsinasyonlarla daha da kötüye gitmektedir. Bu eve dönmek kendisine hiç iyi gelmemiştir. Delirmeye başladığını düşünmektedir. Ya da öyle düşünmesi istenmektedir.

Patrick Hamilton’ın Angel Street adlı oyunundan perdeye uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda bir çok klasiğe imza atmış George Cukor oturuyor. Cukor’un tecrübeli kamerası bize film boyunca ipuçları veriyor ve odaklanmamızı istediği kısımları vurguluyor. (Bu tarz bir öyküye sahip bir filmin yönetmeni Hitchcock olsa nasıl olur diye de düşünmeden edemiyor insan, belki bu çağrışımda Ingrid Bergman’ın da payı vardır) Film sürpriz gibi görünen ve hikayenin üzerine kurulduğunu düşündüğümüz sırları sinemayla az çok arası iyi olanlar için açık ediyor en başlarda. Bunu ise kasti bir şekilde yaptığını düşündürüyor. Amaç hepimizin bildiği şeyin farkında olmayan Paula’nın çaresizliğine ve köşeye kıstırılmışlığına daha iyi odaklanmamızı sağlamak.

Paula’nın ünlü bir tiyatro sanatçısı olan teyzesinin eski bir hayranı ve Paula’yı da çocukluktan hatırlayan Brian (Joseph Cotten) adlı bir gencin filme dahil olması hikayenin gizeminin aydınlatılmasında büyük rol oynuyor. Brian’ın şüpheleri ve araştırmaları doğrultusunda ilerleyen bir takım sahneler Gaslight’ı yer yer bir kara film atmosferine de sokuyor. Büyük bölümü evin içinde geçen film içinde barındırdığı gerilimin tamamını bu evin içine sıkıştırıyor. Evin içinde yaşadıkları giderek daha yalnız hisseden Paula’nın dramına dönüşüyor. Gerilim, dram ve kara -film türlerinin özelliklerini birbirleriyle uyum içinde veren film bir üslup karışıklığının olmasına izin vermiyor. Böylece bu türlerin iç içe geçmesi film için bir dezavantaj değil, avantaj oluşturuyor.

Siyah beyaz kadrajların şıklığı, yönetmenin anlatım becerisi ve oyuncuların üstün performansları bir filmi “klasik” konumuna getirmek için yeterli derecede. Ingrid Bergman ruh sağlığı gitgide bozulan bir karakterin yaşadığı değişimi tüm bedeniyle yansıtmayı alnının akıyla başarıyor ve ödülü hak ettiğini gösteriyor. Gregory rolündeki Charles Boyer de dört dörtlük bir oyunculuk gösterisi yapıyor. Sakin duruşunun arkasındaki “tersi pis” adam hissini uyandırmakta oldukça başarılı. Yan rolde bir çok klasikten sevmliliğiyle hatırlayacağınız Dame May Whitty’yi görmek sevindirici oluyor. 1940’ta yani bu filmden dört yıl önce aynı oyundan uyarlanan aynı isimli bir filmin daha olduğunu belirteyim. Ama bu versiyon daha çok bilinmekte. Bilmeyenlerin öğrenmeleri ve Ingrid Bergman’ı bu güzel filmi izleyerek anmaları için Gaslight’ı tavsiye ediyor, hayatının başladığı ve nihayete erdiği 29 Ağustos gününde büyük yıldızı saygıyla anıyoruz.